(...) anti-realizmin her biçiminin insana her zaman çekici gelmesinin çok derin bir sebebi vardır ve yirminci yüzyılda bu daha da belirgin hale gelmiştir ki o da şudur: Temel bir güç dürtüsünü karşılar. Gerçek dünyanın insafına kalmak zorunda olmamız bir şekilde insana oldukça itici gelir.
(...) argümanların, realizmi reddetme dürtüsünü gerçekte harekete geçiren şey olduğunu zannetmiyorum. Çağdaş kültürel ve entelektüel tarihe dair bir mesele olarak realizme yapılan saldırıların argümanlarla yürütüldüğünü düşünmüyorum; zira argümanlar, birazdan ayrıntılarıyla açıklayacağım nedenlerden ötürü, görünür bir biçimde az çok zayıftırlar. Daha önce de belirttiğim gibi, realizmin reddedilmesinin sebebi bir tür güç istencidir ve kendisini bir dizi şekilde meydana çıkarır.
(...) bağımsız gerçekliklerle değil toplumsal inşalarla ilgilidir. Gerçek dünya ile karşı karşıya kalmak zorunda olmanın doğurduğu can sıkıcı bağlar ve kısıtlamalar tamamen çözzüldükten sonra, bu varsayımdan hareketle postmodernizm, yapıbozum vs. formlarının geliştirilmesi kolaydır. Eğer gerçek dünya sadece bir icat yani toplumun kıyıda köşede kalmış unsurlarınırını bastırmak için plânlanımış toplumsal bir inşa ise, o zaman gelin bu gerçek dünyayı başımızdan atıp istediğimiz dünyayı inşa edelim.
Bana göre yirminci yüzyılın sonlarında ortaya çıkan anti-realizmin arkasındaki teşvik edici asıl psikolojik güç budur.