Milyarlarca insanın sınırsız olmayan kaynaklarla idare edilmesi meselesi gerçekten her an patlamaya hazır bir bomba gibi geliyor bana. Yaratıcılık, özgür düşünce gibi arzuladığımız hedefler oldukça geri planda kalacak birçok insan için. Bir yandan ultra lüks ve haddinden fazla refah yüzünden uyuşuk ve tembel beyinler, diğer yanda ultra yoksulluk ve var olma mücadelesi içinde geri kalmış zihinler... İnsanın en optimum gelişimi için bence dengeli bir ortam gerekiyor.
Eskiden tek bir davaya adanmışlık, bir fikri ölümüne savunmak ve peşinden gitmek, canını feda etme pahasına benimsemek vardı. Şimdi ise dağınık dikkatler, odaksız ve anlık hazlar, idealsiz ve ideasız hayatlar var. Eskisi de çok iyiydi demiyorum bu arada ama farklı yani. Daha da öncesinde yine büyük davaların insanları yoktu. Kendi minik kabilesinin günlük rutin ihtiyaçları uğruna didinen basit canlılar vardı.
Hayatın anlamı ve ne şekilde değerli olabileceği üzerine yorumlamaya da çıkıyor bu konu aynı zamanda. Dönemin ruhu (ki bu dönem belki de pek ruh taşımıyor) bana da çok uymuyor açıkçası. Ama geçmişteki fanatizm, savaşlar, haksızlıklar vs. bakınca yine ideal bir dünya yoktu. Sorgulama, yaratma, anlama imkanına sahip az insan vardı. Bugün kendini ifade etme ve ortaya koyma imkanı var gibi gözükse de bu durum oldukça yüzeysel yaşandığı veya kitleler içinde sessizce kaybolduğundan insanı yeterince tatmin de edemiyor.
Bazen şöyle düşünüyoruz bir de: sanki her şeyi, insanlığın tüm gidişatını eksiksiz ve kusursuz planlayan birileri var ve tüm gelişmeleri, hayatı anlık olarak onlar kontrol ediyor ve karar veriyorlar. Böyle bir şey yok. Dünya artık o kadar büyük ve karmaşık bir yapı ki geleceği hiçkimse tam istediği şekilde tasarlayamıyor, engelleyemiyor veya tamamen yönlendiremiyor. Birçok gelişme otomatik olarak ve kendiliğinden ilerliyor. Hani bir masanın başında örneğin 1950 yılında oturup da "Haydi bütün insanları gerizekalı yapalım ve koyun gibi yönetelim. Bunun için de önümüzdeki 200 yılda madde madde şunları uygulayacağız." falan demiyor, dese de buna kimsenin gücü yetemez zaten. Ama bir şekilde dünya bir yola girdi ve ilerliyor. Rasyonalite çerçevesinde bu gidişatı tersine de çeviremiyoruz. Her şeyi teknoloji çözsün, yapsın, yapay zeka tasarlasın vs. Peki insanlar ne yapacak? Sadece ölmemek için almaları gereken suni gıdaları tüketip amaçsızca yaşamak dışında? Bizler belli bir zorlukla, mücadeleyle, başarı hissine olan açlıkla, yoğun duygularla, işbirliği gibi şeylerle yaşamaya yatkın canlılarız. Şu an kimse tam olarak nereye gittiğimizi veya ne yaparak uygun bir formül bulabileceğimizi bilmiyor. Ama durdurulamaz bir trende ilerlemek durumundayız bir yandan da.
Şahsi zihin koruma tedbiri kapsamında olabildiğince bu hızlı ama şuursuz akıştan bir nebze izole olabilmeli, rasyonel bakış açısını kaybetmemeli, sorgulamalı, resmi birkaç adım geriden daha geniş görebilmeliyiz. En nihayetinde de öyle veya böyle öleceğimizi de bilerek kendimizi çok kaptırmamak ve basit şeyler için çok da yıpranmamayı bilmek lazım.