Sheldon

Sheldon
@S_Cooper
Gerçeğe ulaşma arzusu ve hakikate saygı, ilerlemenin ilk adımıdır. Yapmamız gereken daha az şaşırmak ve daha çok düşünmektir.
Sheldon bir yorumu yanıtladı.
Okuyun, önemli :)
8/10
·80 syf.··
2024 23. kitabı
·
31 saatte okudu
·
Okunma: 15 Aralık 2024 22:15
Biraz fazla alıntı yaptım ama bir süre sonra dönüp baktığımda kitabın genel özetini hatırlamak istediğimde bu notların bana yardımcı olmasını istedim. Okumayanlar dahil nelerden bahsettiğini az çok
Palyatif ToplumByung-Chul Han · Metis Yayınları · 20244,316 okunma
Bu kitap bana dil olarak çok ağır geldi akmadı yarıda bıraktım devam etmeli miyim
Yani bilemiyorum. Hatırladığım kadarıyla kısa kısa cümlelerden kurulu ve konu, odak olarak dallanıp budaklanmayan sade bir yapısı var gibi gelmişti bana. Ama size hitap etmediyse ve hoşunuza gitmediyse illa da devam edin diyemem.
Sheldon bir yorumu yanıtladı.
10/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 09 Şubat 2026 17:56
Alfred Adler, çocukluk döneminde yaşadığı hastalıklar ve kardeşinin kaybının etkisiyle psikolojiye yönelmiş, Freud’la çalıştıktan sonra çocuklar üzerine yoğunlaşmıştır. İnsanın Kendini Tanıması adlı kitabında, bireyin kendini keşfetme sürecinin çocuklukta başladığını anlatır. Adler’e göre çocuklukta özgüvenin ve cesaretin kırılması, ilerleyen yaşlarda psikolojik sorunlara yol açabilir. Bu nedenle çocukların bağımsızlıklarını kazanmaları ve kendi değerlerinin farkına varmaları büyük önem taşır. Kitap, kendini tanımak ve çocukluk yaşantılarının bugünkü hayat üzerindeki etkisini anlamak isteyenler için faydalı bir eserdir.
Psikoloji
İnsanın Kendine YolculuğuAlfred Adler · Olimpos Yayınları · 2022238 okunma
İnsanlar şunu duymak istiyor: "Hiçbir şey için asla geç değildir." veya "Mevcut koşullar aslında hayati öneme sahip değildir ve gerektiği kadar çalışan her şeyi başarabilir." vs. Ağaç yaşken eğilir atasözündeki gibi aslında durum. Çocuk yaşlarda bazı yetenekler, hayatı ele alış biçimi, pozitif ve yapıcı bir ruh hali, duygusal olarak yeterli hissetme, kendine güvenme gibi özellikleri kazanan kişiler ömür boyu kendi kendini onarabilen ve hayata karşı güçlü bir duruş sergileyebilen kimseler olabiliyor. Bunun tabi ki bir garantisi yok ve belli oranda telafi edilebilir bir durum fakat çok büyük çaba, zaman, adanmışlık gerektirir sonrasında. Yine de tüm eksiklik ve zayıflıklar kapanmayacaktır muhtemelen. Anlaşılması bakımından uç örnekler verirsek mesela 40 yaşında birine günde 15 saat sabah akşam İngilizce eğitimi de verseniz o kişi artık bir native speaker seviyesine gelemeyecektir. Bu direkt olarak nörolojik bir kısıtlama zaten. Veya ne yaparsanız yapın 30 yaşındaki birini alıp sıfırdan taekwondo öğreterek olimpiyatlarda altın madalya kazandıramazsınız. Onun için artık bazı şeyler bitti, geçmiş olsun. Bunları kabullenmek lazım. İnsanın tıpkı ışık hızı limitine takılarak uzaydaki gözlemlenebilir evreninin belli sınırları olması gibi, fiziksel, biyolojik, hatta zihinsel bir olasılıklar sınırı vardır ve zamanla daralır. Elbette çok farklı alanlarda çok farklı şeyler her zaman başarılabilir ama zaman bu konuda sürekli aleyhimize işler. Bir insanın erken dönem gelişim sürecini bu yüzden hayati derecede kritik görüyorum.
Önceki 1 yanıtı göster
Uç örnekleri herkesin hayat hedefiymiş gibi göstermedim; yalnızca anlaşılması basit olması açısından örnek olarak gösterdim. "Elbette çok farklı alanlarda çok farklı şeyler her zaman başarılabilir." de dedim zaten. Tabi ki insanların gereksiz bir çaresizlik ve olumsuzluk haline girmelerine gerek yok. Yapılabilecek, edinilebilecek, olunabilecek şeyler bir hayli çeşitli ne de olsa. Bazı şeyler bitti geçmiş olsun demem gerçekçiliğimden kaynaklanıyor ve belki rahatsız edicidir, katılmayabilirsiniz. Ama bu durumun kimseyi karamsarlığa sürüklemesi de şart değil. Sadece farkında olmak yeterli.
Sheldon bir yorumu yanıtladı.
Taş baltanın tasarımı 1,4 milyon yıl boyunca hiç değişmedi. (...) neredeyse 60.000 kuşak boyunca kimsenin taş el baltasını geliştirmeyi düşünmemiş olduğu bir gerçek. Oysa artık iPhone'un, değil bir kuşak sonra, hemen önümüzdeki yıl yenilenmesini beklediğimiz bir Dünya'da yaşıyoruz. (...) tarihlerinin büyük kısmında insanlar, nüfusu muhtemelen elliyi pek aşmayan küçük gruplar halinde yaşamıştı. Aralarından biri herhangi bir şey icat edecek olsa, örneğin farklı bir taş balta tasarlasa, bu buluşun o grubun dışına çıkma olasılığı hayli düşüktü, herhalde olduğu yerde kalır ve unutulup giderdi. Mesela ateş belki defalarca kontrol altına alınmış, ama bu sır her defasında genel bir bilgi halinde yayılamadan kaybolmuştu. Ama çiftçilik ürünlerinin desteklediği büyük toplulukların gelişmesiyle birlikte, ilk kez yeni fikirlerin ve buluşların yaşayıp yayılması mümkün oldu. Besin üretimi her tarafta insan nüfusunun artmasını sağladıkça, etkileşim fırsatları da hiç durmadan büyüyüp çoğaldı. Eğer insan soyunun son 13.000 yıllık tarihini üç kelimeyle anlatacak olursak, şunu söylemeliyiz: etkileşim, etkileşim, etkileşim.
Sayfa 44·Kitabı okuyor
Bugün de üç kelime ifade edersek; Panoptikon (izlenme korkusu), Post-Truth (gerçeğin önemsizleşmesi) Overton Penceresi (kabul edilebilir sınırları) İnsanın yeni evrimi ve gelişen beyin senkronunu bunlarla ifade edebiliriz :)
Önceki 4 yanıtı göster
Milyarlarca insanın sınırsız olmayan kaynaklarla idare edilmesi meselesi gerçekten her an patlamaya hazır bir bomba gibi geliyor bana. Yaratıcılık, özgür düşünce gibi arzuladığımız hedefler oldukça geri planda kalacak birçok insan için. Bir yandan ultra lüks ve haddinden fazla refah yüzünden uyuşuk ve tembel beyinler, diğer yanda ultra yoksulluk ve var olma mücadelesi içinde geri kalmış zihinler... İnsanın en optimum gelişimi için bence dengeli bir ortam gerekiyor. Eskiden tek bir davaya adanmışlık, bir fikri ölümüne savunmak ve peşinden gitmek, canını feda etme pahasına benimsemek vardı. Şimdi ise dağınık dikkatler, odaksız ve anlık hazlar, idealsiz ve ideasız hayatlar var. Eskisi de çok iyiydi demiyorum bu arada ama farklı yani. Daha da öncesinde yine büyük davaların insanları yoktu. Kendi minik kabilesinin günlük rutin ihtiyaçları uğruna didinen basit canlılar vardı. Hayatın anlamı ve ne şekilde değerli olabileceği üzerine yorumlamaya da çıkıyor bu konu aynı zamanda. Dönemin ruhu (ki bu dönem belki de pek ruh taşımıyor) bana da çok uymuyor açıkçası. Ama geçmişteki fanatizm, savaşlar, haksızlıklar vs. bakınca yine ideal bir dünya yoktu. Sorgulama, yaratma, anlama imkanına sahip az insan vardı. Bugün kendini ifade etme ve ortaya koyma imkanı var gibi gözükse de bu durum oldukça yüzeysel yaşandığı veya kitleler içinde sessizce kaybolduğundan insanı yeterince tatmin de edemiyor. Bazen şöyle düşünüyoruz bir de: sanki her şeyi, insanlığın tüm gidişatını eksiksiz ve kusursuz planlayan birileri var ve tüm gelişmeleri, hayatı anlık olarak onlar kontrol ediyor ve karar veriyorlar. Böyle bir şey yok. Dünya artık o kadar büyük ve karmaşık bir yapı ki geleceği hiçkimse tam istediği şekilde tasarlayamıyor, engelleyemiyor veya tamamen yönlendiremiyor. Birçok gelişme otomatik olarak ve kendiliğinden ilerliyor. Hani bir masanın başında örneğin 1950 yılında oturup da "Haydi bütün insanları gerizekalı yapalım ve koyun gibi yönetelim. Bunun için de önümüzdeki 200 yılda madde madde şunları uygulayacağız." falan demiyor, dese de buna kimsenin gücü yetemez zaten. Ama bir şekilde dünya bir yola girdi ve ilerliyor. Rasyonalite çerçevesinde bu gidişatı tersine de çeviremiyoruz. Her şeyi teknoloji çözsün, yapsın, yapay zeka tasarlasın vs. Peki insanlar ne yapacak? Sadece ölmemek için almaları gereken suni gıdaları tüketip amaçsızca yaşamak dışında? Bizler belli bir zorlukla, mücadeleyle, başarı hissine olan açlıkla, yoğun duygularla, işbirliği gibi şeylerle yaşamaya yatkın canlılarız. Şu an kimse tam olarak nereye gittiğimizi veya ne yaparak uygun bir formül bulabileceğimizi bilmiyor. Ama durdurulamaz bir trende ilerlemek durumundayız bir yandan da. Şahsi zihin koruma tedbiri kapsamında olabildiğince bu hızlı ama şuursuz akıştan bir nebze izole olabilmeli, rasyonel bakış açısını kaybetmemeli, sorgulamalı, resmi birkaç adım geriden daha geniş görebilmeliyiz. En nihayetinde de öyle veya böyle öleceğimizi de bilerek kendimizi çok kaptırmamak ve basit şeyler için çok da yıpranmamayı bilmek lazım.
1 yanıtı göster
Sheldon bir yorumu yanıtladı.
İnsan beyninin kütlesi 15 ila 30 bin yıl önce en yüksek seviyeye ulaştıktan sonra, yüzde 10 kadar küçülmüştür. Bunun olası bir nedeni, binlerce yıl önce insanların tehlikeli yırtıcılarla dolu bir Dünya'da yaşaması, onlara karşı hayatta kalabilmek için her an zekâlarını kullanmak zorunda olmasıdır. Günümüzde artık etkili bir şekilde evcilleşmiş bulunuyoruz. Hayatta kalmak için gerekli işlerin pek çoğu -ölüm tehlikesinden kaçınmaktan barınak inşasına ve besin elde etmeye kadar- toplumun geneli tarafından hallediliyor. Vücut olarak da atalarımızdan daha küçüğüz. Zaten evcil hayvanlar da genellikle yabanıl akrabalarından küçüktür. Ama bütün bunlar artık daha aptal olduğumuz anlamına gelmez beyin büyüklüğü insan zekâsının kesin bir göstergesi değildir; ama bugünkü beyinlerimizin atalarımızın beyinlerine göre farklı ve belki daha verimli bağlantılara sahip olduğu söylenebilir.
Sayfa 40·Kitabı okuyor
Burada düşündüğüm sey de bugünün dünyası (teknoloji, sosyal medya, hız) bizim bu "yeniden inşa etme" ve "yaratma" kapasitemizi besliyor mu, yoksa bizi tekrar o dürtüsel (sadece tüketen) canlılara mı dönüştürmeye çalışıyor? Doğa yerine bugünkü en onemli ehlileştirme unsuru olarak "iktidar ve kitle yönetimi" bizim beyin gelişimi önündeki en buyuk belirlenimdir belki . Sanki insanlık, hayatta kalabilmek için artık zekâya ihtiyaç duymadığı bir noktaya ulaştı. Bizim körlüğümuz sistemin gücünden daha buyukse , biz gercek aptallariz Sheldon :)
Yine aslında benzer sonuca çıkıyoruz: bulunduğumuz çevresel koşullara göre şekil alıyoruz mecburen. En azından %99'umuz bu şekilde hayatını idame ettirebiliyor. Eğer ki zekadan kastımız özgür düşünce, orijinalite, uzun vadeli hafıza, detaylı bir algı gibi şeylerse evet bunlara sürekli ket vuruluyor, törpüleniyor. Hızlı yaşam, çok fonksiyonlu iş görme, aynı anda birçok yerde var olma (aslında olamama) hali, karmaşık insan ilişkileri yürütme, tehlike sezinleme (mesela yani... bu çağın gerektirdiği artık her neler ise) bunlar serpiliyor. Evrensel boyutta bağımsızca ölçülebilir bir zekadan bahsetmek mümkün mü zannetmiyorum. Şu an gidip Amazon Ormanları'nda yaşayan bir kabileye dahil olsak onlar içinde en ham biz kalırız. Mevcut bilgi birikimimiz o şartlardaki birçok problemi çözmeye ve fark etmeye optimize edilmediği için sıkıntı yaşarız. Zekayı farklı koşullara uyumlanma becerisi olarak da düşünmek lazım ama sonuçta bunu ölçerken belli bir paradigmayı baz almamız gerekiyor. Farklı kültür ve yapıda hayatını sürdüren insanlara göre düzenlenmiş bir IQ testi çok daha farklı sonuçlar da üretebilir. Bizim makul ve olmaya değer olarak yücelttiğimiz modele göre bir kıyaslama ve ölçüm yapmaya çalışıyoruz. Hayatta kalabilmek adına zeka yönünden kendimizi daha az zorladığımız doğru olabilir. Zekanın büyük bir kısmı çok daha basit ve hayati olmayan günlük detaylara ayrılıyor. Algılar belki daha kapalı, farklı uyaranlara ise daha açık. Ben burada ayrımı şöyle koymak isterim: her ne farklı koşulda bulunuyor olursa olsun, bulunduğu yapının ötesinde de düşünebilme, hayal kurabilme, tasarlama becerisine sahip esnek zihinler aptal olmayanlardır.
1 yanıtı göster
Sheldon bir yorumu yanıtladı.
Bir Olma Yanılsamasının Çözülüşü
10/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 12 Şubat 2026 10:43
Lacan okumalarımın en zorlu durağı oldu Yine/Hâlâ. Sık sık takıldığım, ilerleyemediğim, geriye döndüğüm zamanlar oldu. Fakat Lacan’a duyduğum hayranlık bu yolculuğu tamamlamamın en büyük
Yine/HâlâJacques Lacan · Metis Yayıncılık · 2020114 okunma
Anlaşılmak için yazmadıysa güzel, çünkü anlamadım. 😂 Yine Lacan, yine alıntılar kafamda tam net bir yere oturamıyor. 😬 Bazen özellikle anlaşılmamaya çalışan tiplerden mi acaba diye düşünmüyor değilim. Konu da ince detaylı ve derin. Ama incelemeyi okuyunca biraz daha anlamlandırabildim emeğinize sağlık.
Önceki 7 yanıtı göster
Bilinçle birçok şeyi açıklayamayız evet. Kişiliğimizin, seçimlerimizin, davranış kalıplarımızın oldukça kısıtlı bir alanını oluşturuyor çünkü. Milisaniye düzeyinde ölçüm yapılan bazı deneylere göre bilinçle verdiğimizi sandığımız kararlarımızın çoğu bilinçdışından kaynaklanıyor ve bilincimiz bu otomatik akışın yalnızca sonucuna nezaret ediyor gibi duruyor. Bu illa kötü bir şey de değil her zaman tabi. Birçok pratik ve ustalık gerektiren eylemi de bu şekilde gerçekleştirebiliyoruz. Bilinçdışının muazzam gücüyle boğuşup mücadele etmek yerine onu dolaylı şekilde yönlendirmek ve belli durumlara maruz bırakmak veya bırakmamayı seçerek daha uzun vadeli bir planlama yaratma imkanı sağlayabiliriz bilinç ile. Neyse bambaşka bir konuya dalmayalım buradan ama kısacası demem odur ki, sizin de belirttiğiniz gibi davranışların yüzeydeki nedenleri değil, arka planda işleyen içgüdüsel refleksler bizi yönlendiriyor. Bilinçdışının bir dil gibi yapılanması benzetmesi halen daha zihnimde tam anlamıyla yerli yerine nedense oturmamış olsa da kabaca kastedilen şeyi evet anlıyorum. Bilinçdışı belirli bir şablon, düzen ve sadelikten ziyade çok karmaşık bağlantılar ve süreçler barındırabilir. Olmadık bir renk bir hissi, farklı bir koku yıllar önceki bir anıyı, bir hayvan silüeti alakasız bir kabusu tetikleyebilir belki. Ölçüp, biçip, tartıp rasyonel bir tepki de vermez ayrıca. Yani konuyu dağıtıyor olabilirim de herhangi bir dil modeli bence bilinçdışına göre çok daha derli toplu, düzenli, kurallı, nispeten daha makul olacaktır. Tabi bu dediklerim anlık tasavvurumu yansıtıyor ve nereden ele alacağıma göre değişerek bilinçdışını bir şekilde bir dil yapılanmasına da benzetebilirdim. İnsan zihninin kendini ben olarak inşa etmesi ve ilişkilerini anlamlandırması gibi meselelerde dilin önemini atfetmekte haklısınız. Dil ayrıca hafıza açısından da oldukça önemli bir yere sahip olsa gerek diye düşünüyorum. Bir tasarı zihinde inşa edilebilse bile bunu düzgün şekilde hafızada depolayıp saklayabilmek adına belli bir formatta, tekrar çağrılabilir korunaklı bir yapıda nöronlarımızda muhafaza edebilmeliyiz. Aksi halde her şey akıp giden bir nehir gibi anlık yaşanmaya daha yatkın olabilir. Bu tür konularda biraz daha net şekilde gerekçelendirilmiş sağlam bilgilerle daha aydınlatıcı bir şeyler edinirsem veya farkına varırsam tekrardan irdelemek isterim ben de. Biraz alelade yorumlamış ve bazı temel hususları gözden kaçırmış da olabilirim. Yine de bazı konulara inceden bir değinmiş olmak bile faydalı hissettiriyor. Bu sıralar zihin vs. işlerinden gına geldi ve çıtır çerez modda devam edeceğim ama zihni anlama yolculuğunda daha çok biyolojik yapıdan ve evrimsel gelişim aşamalarından yola çıkmayı doğru bulan biri olarak o kitabı okumayı istiyorum elbette. Değerli yorumlarınız için teşekkürler.
1 yanıtı göster