Sheldon

Sheldon
@S_Cooper
Gerçeğe ulaşma arzusu ve hakikate saygı, ilerlemenin ilk adımıdır. Yapmamız gereken daha az şaşırmak ve daha çok düşünmektir.
Ruhun icadı:
Ölü gömme törenlerinin tarihi 60.000 yıl geriye gidiyor. Hemen hemen bütün dinlerde ölümden sonra yaşam olduğu inanışı vardır. Ölenler Cennet'e, Cehennem'e gidiyor, Valhalla'ya kavuşuyor, Nirvana'ya ulaşıyor. Atalarımız için bu inanış anlamlıydı. Beden ölünce "kişi" nereye gidiyordu? Öylece yok olup gidemezdi ya! Çevrede gördükleri hemen her şeyde bir kalıcılık söz konusuydu. Doğada yok olanlar için bir neden gösterilebiliyordu. Bunun sonunda da "ruh" düşüncesine ulaştılar. Ruhun varlığı inancı, ölüm korkusu ile baş etmenin de bir yolu oldu. Çünkü ruh yaşamaya devam edecekti. Bu anlamda atalara hürmet göstermek ve onlara itaat etmek -hatta suçu onlara atmak- anlam kazanıyordu. Ölüm korkusunu azaltmaya yol açan bu inanış evrimsel açıdan üstünlük sağlayabilirdi.
Sayfa 137·Kitabı okudu
Reklam
Çok sayıda dinsel inanış vardır. Ayrıntılardaki çeşitlilik o denli çoktur ki, çoğu zaman birbirleriyle çelişkiye düşerler. Bu açıdan bakıldığında çoğunluğun yanlış inanışlara sahip olduğunu varsayabiliriz. Birçok kişi bir dinin ötekilerden daha geçerli olduğunu savunur. Antropolog Pascal Boyer, Cambridge'de verilen bir yemekte, Fang kabilesi insanlarının, gece uçup, tarladaki ürünü yok edebilen organları olan cadıların varlığına inandıklarını söylemiş. Bazı Fanglar bu uçan organları gözleriyle gördüklerini iddia ediyormuş. Davette bulunan bir Katolik ilahiyatçı, insanların nasıl olup da bu denli akıl dışı şeylere inandıklarını anlayamadığını söylemiş. Oysa Boyer, Fangların da Hristiyanlığı kavrayamadıklarını, hele de Teslis (Tanrının hem Kutsal Ruh, hem Baba, hem de Oğul İsa olduğu) inancı karşısında benzer bir şaşkınlığa düştüklerini biliyormuş. "Bir kişi nasıl üç kişi olabilir? Ayrıca tüm kötülükler nasıl olup da atalarımızdan biri yasaklı bir meyve yedi diye başımıza gelir ki?" diye merak ediyorlarmış.
Sayfa 135·Kitabı okudu
Sonuç: inançlarımızdan çok da emin olmamak lazım.
Beyinde telkine (yönlendirmeye) açık devreler olduğu açıkça görülüyor; kişiyi inanışların doğru olduğuna inandıran devrelerin de. Tüm bunların ortak bir yönü var, o da zihinde çelişkilerden kurtulmak için tutarlı bir hikâye yaratmak. Bu durum, hastalarda görülen hikâye uydurma (konfubulasyon) olgusuna çok yaklaşıyor. Beyinde, basit kimyasalların alınmasıyla paranormal deneyimlere yol açabilecek devreler vardır. Betimlenen birçok akıl hastalığının genetik kökleri bulunuyor. Genlerimiz nelere inanacağımızı etkiliyor.
Sayfa 132·Kitabı okudu
Hem çok akıllı, hem de çok aptal canlılarız.
Hipnoz altında hiç olmamış olayları -örneğin, gece duyulan tabanca seslerini- geçmişte gerçekten olmuş ve yeniden yaşanıyormuş gibi kurgulayacak biçimde yanlış bilgi aktarımı yapıldığında, olayın belleğe gerçekten olmuş gibi kazındığını gösteren deneyler vardır. Bu türden bir inanışı olan kişi, hipnozla telkin edilen deneyiminin deneysel ve uydurma olduğu kendilerine açıklandığında bile buna inanmıyor. Uzaylılar tarafından kaçırılma deneyimi, kolaylıkla hipnotize edilemeyen, böyle zırvalara pek inanmayan kişilerde bile kurgulanabiliyor. Deneyimler o derece canlı ve zorlayıcı olabiliyor ki; daha az kuşku duyulacak bir bağlamda sunulabilseler, denekler uzaylılarca kaçırılma deneyimlerini, bastırılmış, unutulmuş anıları olarak algılayabiliyor ve konuya ilişkin inanışlarını temelden değiştirebilir hale geliyorlar.
Sayfa 129·Kitabı okudu
Dopaminin yoğunluğundaki bir değişim bile inanışlarda derin farklılıklar oluşturabiliyorsa, bu da bize beyindeki bu altyapıdaki devrelerin ne denli önemli olduğunu ve normal çalıştıklarında, evrimsel yararları olduklarını göstermektedir. Bu türden inanış sistemlerinin beyinde zaten önceden var oldukları, ama bastırıldıkları sonucuna varabiliriz. Öyle olmasa, bu denli ufak kimyasal doz değişimleri bu denli büyük farklılık yaratabilir miydi? Bir olasılık da bu tür devrelerin başkalarının davranışlarını öngörebilmek için ortaya çıktıklarıdır; buna göre bozulduklarında, kişinin en basit hareketten gizli anlamlar çıkarmasına, dış etkenler konusunda abartılı savlar oluşturmasına yol açmaktadır. Normal ve evrim sonucu edinilen adaptif inanış düzeneklerinin işlevlerinin bozulması yanlış inanışlar sonucunu doğurabilir.
Sayfa 122·Kitabı okudu
Reklam