Sheldon

Sheldon
@S_Cooper
Gerçeğe ulaşma arzusu ve hakikate saygı, ilerlemenin ilk adımıdır. Yapmamız gereken daha az şaşırmak ve daha çok düşünmektir.
Schumaker birincil gerçekliği -ya da dünyanın gerçek halini- kişisel gerçeklikten ayırır. Kişisel gerçeklik kişinin birincil gerçeklik algısını yanlı bir hale dönüştürebiliyor. Bunun sonucunda da, kişinin inanışlarının pek çoğu yerel kültürden ve inanışlardan etkilenen yanlış inanışlara dönüşüyor. Schumaker bir adım daha ileri giderek, böylesinin belki de daha sağlıklı olduğunu söyleyecektir. Bu, "akıl sağlığı yerinde olan kişi dünyayı olduğu gibi algılayan kişidir" görüşüne bütünüyle ters düşen bir yaklaşımdır. Schumaker belirli oranda kendini kandırabilme yeteneğinin bulunmasının akıl sağlığıyla bağdaştığı; kişinin kendine yalan söylemesinin hayatta kalmak üzere evrimleşmiş adaptif bir davranış olduğu tezini savunur. İnsanların zaman zaman gerçeği yanlış okumaktan yarar sağlayabileceğini söyler.
Sayfa 109·Kitabı okudu
Reklam
Kahneman ve Tversky, kafası karışık ve tutarsız düşüncelere sahip her insanın içinde dışarı çıkmaya çabalayan akılcı bir varlık olduğuna inanmıyor. Belki de bilimin, zaman zaman insanın düz mantığına aykırı gelmesinin ve bunun sonucu olarak doğal değilmiş gibi görünmesinin nedenlerinden biri bu örnekleme süzgeci olabilir. Bilimde benzer benzerle yan yana düşmeyebilir. Örneğin, sıtmanın sivrisinek tarafından bulaştırıldığı ilk ortaya atıldığında kabul görmedi çünkü bu kadar ufacık bir hayvanın bu denli korkunç bir hastalığa neden olma olasılığı örnekleme ilkesini zorluyordu.
Sayfa 107·Kitabı okudu
İnsan zihni açısından bir açıklamaya ulaşmanın, cinsel ilişki açısından orgazma ulaşmaya eşdeğer olduğu bile söylenmiştir. İnanışları nasıl edindiğimize getirilecek açıklama netlikten uzaktır, algı, bilgi, sezi ve duygu, hepsi de işin içindedir. İnanışları oluştururken, elde mevcut bilgileri kullandığımız kadar, konuya ilişkin verileri toplamaya da soyunuruz. (...) Hume'un söyledikleri akıldan çıkarılmamalıdır: "Hiçbir tanıklık bir mucizenin gerçekliğine -kabul ettirmeye çalıştığı gerçeğin inanılırlığı mucizeden de büyük bir mucize değilse- kanıt olamaz."
Sayfa 101·Kitabı okudu
Bu yeti bir noktada bilinçsiz handikapa dönüşüyor.
Clifford Gaetz, insanoğlunun dünyayı aptal bir şaşkınlık içinde ya da kör bir kayıtsızlık içinde izleme durumunda olmadığını, hep neler olup bittiğini açıklamak gereği duyacağını söyleyerek çok önemli bir noktaya parmak basar. Inanışlar konusunda -hele de yaşamımızı doğrudan etkileyen tüm nedenlere dair inanışlar üzerinde kafa yoran herkes için bu düşünce büyük önem taşır. Hikâyeler anlatmak özellikle olayların nedenleri hakkında hikâyeler anlatmak bizim için çok önemlidir; çalışmalar, günlük konuşmaların yüzde 15'inin nedenlere ilişkin inanışlar üstüne yapılan konuşmaların oluşturduğu ortaya çıkarmıştır. Gündelik yaşamdan veri toplar ve etrafına bir hikâye öreriz. Bu hikâyeler doğru ya da yanlış olabilir. Hikâyeler yaptıklarımızın iyi şeyler olduğuna kendimizi inandırmak ve davranışlarımızın bizim denetimimizde olduğunu hissedebilmemiz için gerekli dir. Düşünme yetimizin temelini, inanışlarımızı örüp dokumak oluşturur.
Sayfa 100 - Nedensel inanışlar yaşamın ilk evrelerinde gelişirler ve başta az da olsa kültüre bağlı olsalar da, nedensel inanışların edinilmesi çok az bir çaba gerektirir.·Kitabı okudu
Dil gelişimi ve alet kullanımı:
Alet kullanımı belirli bir sırayı izler -motor hareketler peşpeşe gelir. Bu da dile benzemektedir çünkü dil de bir ses dizinidir. Yapısal açıdan grameri olan dille, alet yapımı arasında bir benzerlik kurulabilir. Gerek dil, gerek farklı parçalardan oluşan bir alet yapmak, tekrarsız, hassas motor kontrol gerektiriyor. Birleşik bir alet yapmak, bir cümle kurmak gibidir. Böyle bir aletin nasıl yapılacağını anlatmak ise neredeyse bir öykü yaratmak gibidir. Evrimsel bakış açısından bakılırsa dilin yoktan var olduğu düşünülemez. Zaten var olan beyindeki sinir hücrelerinden oluşmuş bir yapı ile bilişsel yeteneklerden evrimleşmiş olmalıdır; dilin, beyindeki motor kontrolü sağlayan bölgeden evrimleşmiş olması ise en olası açıklamadır. Dilin diğer bir kökeni de, alet kullanımı ve nedensel inanışlarla olan bağlantısı olabilir. Bireyin dil yeteneği varsa, nedenler üstüne kafa yormak kolaylaşır ama dilin varlığı da nedensel düşünme becerisini gerektiriyor. Örneğin, yüklemlerin çoğu nedenlere bağlıdır. (...) Çoğu fiil, onu kullanan kişinin neden-sonuç ilişkisine dair inançları olmadan bir anlam ifade etmez. "Gitmek", "vurmak"tan tutun da "fırlatmaya" kadar pek çok fiil neden-sonuç ilişkisi kurarak düşünmeyi gerektirir. Böylece, nedensel düşünme yeteneğinin dil yeteneğinden önce ortaya çıkması gerektiğini ve nedensel düşünmenin dil yeteneği için vazgeçilmez bir ön şart olduğunu anlıyoruz. Şimdi yeniden alet yapımının neden kadar önemli bir itici güç olduğu konusuna geri dönelim. Belki de aletlerin karmaşık hale gelmesinin bu kadar yavaş ilerlemesinin, 100.000 yıl önce dilin evrim geçirmesiyle bağlantılı olduğu düşünülebilir. Dil yeni aletlerin yapılması ve kullanılması konusunda inanılmaz ölçüde yardımcı olmuş olabilir. Merlin Donald, dilin alet yapmak ve aletleri fırlatmak için
Sayfa 94 - İşaret dili öğrenen işitme engelli çocuklar son derece karmaşık yanıtlar verebiliyor. Bu da konuşma dilinin işaret dilinden türediği görüşünü sağlamlaştıran bir veridir.·Kitabı okudu
Reklam