Sheldon

Sheldon
@S_Cooper
Gerçeğe ulaşma arzusu ve hakikate saygı, ilerlemenin ilk adımıdır. Yapmamız gereken daha az şaşırmak ve daha çok düşünmektir.
Primatların nedensel düşünceye sahip olduklarının yeterli kanıtı yok belki ama bunun eşiğindeler ve eşiğin hafifçe öbür yanına geçmiş olduklarına ilişkin çok kanıt var. Korkudan çığlıklar atan kızı karşıdan karşıya geçebilsin diye, uçurumun iki yanındaki dallara tutunup, kendini canlı köprü yapan bir anne şempanze olduğu biliniyor. Özellikle insanlar tarafından eğitilen maymunların, alet kullanımı konusunda nedensel düşünebilmenin eşiğinde dolaştığını öne süren bazı örnekler var. Evrimin yavaş ve kademeli bir süreç olduğu ve doğal seçilime bağlı elemelerle ilerlediği akıldan çıkmamalı. Bu nedenle de bir şempanzenin özel bir eğitim sonunda insana benzer hareketler yapabilmesine şaşmamalı. Yeni bir hareketin motor sistem aracılığıyla taklit edilme olanağı insanlarda yerleşiktir, maymunlarda az miktarda olsa da diğer hayvanlarda hiç yoktur. Kanzi adlı Bonobo türü bir maymun inanılmaz yetenekler sergilemiş. Eğiticilerinden, bir ipi kesip yiyeceğe ulaşmak için alet yapmayı ve kullanımayı; iki taşı birbirine sürten bir insanı izleyerek taşı ufalamayı öğrenmiş. Kendi başına taşları diğerine fırlatıp çarptırarak sivri parçalar elde etmeye başlamış ki, bu da onun ilkel bir kuvvet kavramı geliştirdiğinin göstergesi olabilir.
Sayfa 73·Kitabı okudu
Reklam
Çocuklarda var olan neden-sonuç ilişkisine dair inanışların kökeninde, çok küçük yaşlardan itibaren neden kavramıyla donatılmış bir beyne sahip olmak yatıyor. Bu nedensel düşüncelerin oluşması için beynin gelişimini denetleyen ve genlerin geçirdiği değişimlerle evrimleşmiş özel modüller gerekiyor olabilir. Milyonlarca yıldır olagelen tüm bu değişimler -bedensel değişimlerle birlikte- bizi diğer hayvanlardan farklılaştırmıştır. Bu neden böyle olmuş? Nedensel inanışlar neden bu kadar önemli? Soruların yanıtı alet yapma ve alet kullanmaktan geçiyor.
Sayfa 63·Kitabı okudu
İki, iki-buçuk yaşında çocuklar yalan söyleyebilirler. Bu kendi inanışları ile başkalarının inanışları arasındaki farkı bir biçimde değerlendirdiklerini ortaya koymaktadır. İnanışları anlamak zorundadırlar. Küçükler beceriksiz yalancılar olurlar, çünkü kişinin yanlış inanışlar edinme mekaniğini henüz çözememişlerdir. Üç yaşında bir çocuk yolun karşısına geçer ve "karşıya geçmedim!" diye bağırır. Dört yaşına geldiklerinde kişilerin, davranışlarına yansısın ya da yansımasın onları etkileyebilecek belirli niyetleri ve inanışları olduğunu kavrarlar. Bir süre sonra "X gibi mi düşünüyor acaba?" sorusunu sorar hale geleceklerdir.
Sayfa 54·Kitabı okudu
Nereden ortaya çıktı bu beyin?
Beyne benzeyen ve beynin öncüsü olan ilk fizyolojik yapı, hareketleri denetlemek için oluşmuş bir sinir yumağıdır. Kasların belirli bir düzen içinde kasılmasını sağlamak evrim açısından büyük bir adımdır ve sinirlerin evrimini gerektirmiştir. Beynin öncüsü olan yumakta, kasları doğru sırada harekete geçiren bir sinir oluşumu görüyoruz. Hareket edebilme yetisinin, başlangıçtaki yararı, büyük olasılıkla yayılmaya ve yeni yaşam alanları bulmaya olanak vermesiydi. Ne var ki, hareket yeteneği evrimleştikçe beslenme ve korunma gibi olanaklar da sağladı. Nereye ve ne zaman hareket etmeliyiz sorusunun yanıtını bulmak için doğayı gözlemek gerekecekti. Bu gözlemi yapabilmek için ise güvenilir duyulara gereksinim vardı. Tek hücreli organizmalarda bile ışığa duyarlı hücreler olduğunu görüyoruz. Buna bakarak ışığın, hareketi denetleme rolünün çok erken bir dönemde işlevsellik kazandığı sonucuna varabiliriz. Sonra göz ortaya çıktı. Tabii ki dokunuşu, ısıyı ve kokuları algılayan başka duyular da vardı. Tüm bunların tek bir görevi vardı: Hareketin denetlenebilmesi için gerekli verileri sağlamak. Uçmak, saldırmak ya da seks yapmak gibi doğru hareketleri yapabilmelerini sağlamak için duygular evrimleşti. Bitkilerin beyin sahibi olmamalarının nedeni de bu işte. Son derece başarılı canlılar olsalar da çok az hareket ediyorlar, çevrelerini kendi yaşamlarına olanak verecek biçimde değiştirmek için çaba göstermiyorlar. Kas yoksa, beyin de olmaz.
Sayfa 44 - Bize inanışları veren beynimiz atalarımızda hareketi denetleyen sinir devrelerinin evrim geçirmiş halinden başka birşey değil.·Kitabı okudu
Bilmiyorum öyleyse uydurmalıyım:
Önemli olaylar ve olguların nedenlerini bulamamak, zihinsel huzursuzluğa, hatta endişeye yol açar. Bu nedenle de bir açıklama getirecek hikayeler uydurma eğilimi gelişir. Önemli görülen nedenler konusunda karanlıkta kalmak dayanılmaz bir şeydir. Bu, evrimsel açıdan bakıldığında da anlamlıdır: Atalarımız bilgi birikimlerinin az olduğu dönemlerde çabucak huzursuzluklarını gidermek zorunda kalmışlardı. Açıklamayı geciktirmenin sonuçları kötü olabilirdi.
Sayfa 42·Kitabı okudu
Reklam