Ne zaman bu yüklere ayrım yapmadan aynı şekilde davranan trenlerin şiddetli şekilde ilerlediğini, bireyselliklerini görmezden gelen trene karşı sıkıştırılan bireyleri zihinsel olarak dengelediklerini görsem yalnızca, "Dikkat edin, dikkat etmezseniz kötü olur!" diye seslenmek istiyorum. Aslında modern uygarlık bu tür tehlikelerin dumanını tüttürüyor. Karanlığa doğru şiddetle giden tren bunlardan yalnızca biri.
Tren buharının çıktığı yer olarak adlandırdığım gerçek dünyaya iyiden iyiye sürüklenmiştik. Buharlı tren kadar yirminci yüzyıl uygarlığını temsil eden başka bir şey yoktur. Bilmem kaç insanı aynı kutuya sokuyor ve gümbürdeyerek gidiyor. Kayırması yok. İçine tıkıştırdığı herkes aynı hızda gitmek, aynı istasyonda durmak ve aynı anda buharın tadına bakmak zorunda. İnsanlar buna trene binmek diyor, bense paketlenmek ve bir kutuya yüklenmek diyorum. Onlar trenle gidiyorum diyor, bense nakledilmek diyorum. Tren kadar bireyselliği aşağılayan bir şey yok. Uygarlık önce sınırları ortadan kaldırarak bireyselliği geliştirdi, şimdi de sınırlar getirerek onu ayağının altında eziyor. Günümüz uygarlığı yetişkinlere dünya üzerinde belli bir alan verip bu alanda istediğin gibi uyuyabilir ve uyanabilirsin diyor. Aynı zamanda, bu alanın çevresine demir çitler örüp bunun ötesine bir adım dahi atmak yok diyerek gözdağı veriyor. Kendi alanında dilediği gibi davranan canlıların, çitlerin ötesinde de diledikleri gibi davranmak istemeleri doğanın kanunudur. Acınacak hâlde olan uygarlık toplumuysa bütün gün ve gece bu demir çiti ısırıyor, çığlıklar atıyor. Uygarlık bireye özgürlük verip bir kaplan gibi onu vahşileştirdikten sonra, bu vahşiliği kafese tıkıyor ve dünyanın huzurunu koruyor. Oysa gerçek huzur bu değil. Bu sadece hayvanat bahçesindeki bir kaplanın ziyaretçilerine bakarken boylu boyunca yatmasına benzer bir huzur. Demir parmaklıkların biri bile kopsa dünya karmakarışık bir yer olur.
"Kişinin yüzü bir sürü şekilde değişebilir."
"Yani kendi isteğimle değiştirebilir miyim?"
"Evet."
"O zaman yüzünü nasıl değiştireceğini görelim. Göster bana.”
"Günden güne yeterince değişiyor zaten."
Eğer köprünün yanında durup, gelip geçen insanların kalplerindeki dert ve tasaları tek tek dinleyebilseydiniz, büyük ihtimalle bu dünyada yaşamak dehşete düşürecek kadar zor olurdu. Ama bizler tanımadığımız insanların yanından geçip giderken bunları düşünmüyorduk hiç.