Bir kitaptan vazgeçince insanın içi acıyor ama mutluluk da hissediyor. En azından benim için öyle oldu: öncelikle gereksiz bir tutku için harcanmış gecelerin oluşturduğu melodram duygusu yerleşiyor. Ama sonra, aradan günler geçtikte hafif, tatlı bir rüzgâr hâkim oluyor. Büyük planlar yapmadan, geri dönülemeyecek sözler vermeden yazdığımız o odada kendimizi yeniden rahat hissediyoruz.
Hiçbir kitapta olmamak en iyisi
Çünkü cümleler bizi korumak istemez
Müziksiz ve sözsüz bir hayat
Ve bulutsuz bir gökyüzü tıpkı şimdiki gibi Geliyorlar mı gidiyorlar mı bilemezsin
Bulutlar bu kadar değiştirince
Biçimlerini ve sanki sürdürüyoruz
Terk ettiğimiz yerde yaşamayı
İsimlerini bilmiyorken
ağaçların
İsimlerini bilmiyorken
kuşların
Korku korkuyken ve yokken
Aşk korkusu
Ne de korku korkusu
Ve acı bitmeyen bir kitapmış
Bir keresinde göz attığımız, olur da Sonunda isimlerimiz çıkar diye.
Natalia Ginzburg'un romanı Aile Sözlüğü'ndeki güzeller güzeli girişi düşünüyorum: "Bu kitapta geçen bütün olaylar, yerler ve kişiler gerçek. Hiçbir şey hayal ürünü değil. Ne zaman romancı alışkanlığımla bir şey icat etsem, kendimi onu yok etmek zorunda hissettim." Bunu becerebilmek lazım. Ya da sadece susmak.
Bir şey, birisi, herhangi birisi hakkında, hatta insanın kendisi hakkında gerçek bir hikâye beklentisi içinde olması tuhaf, aptalca. Ama bir yanıyla da gerekli.