Eve gelince sözlerini düşündüm. Haklı olduğunu düşündüm. Az biliyoruz. Eskiden daha fazlasını biliyorduk, çünkü yargılarla, kesin fikirlerle ve kurallara çevriliydik. O kuralları seviyorduk. Gerçekten sevdiğimiz tek şey o avuç dolusu saçma kurallardı. Şimdi her şeyi anlıyoruz. Özellikle de bozgunu anlıyoruz.
… öte yandan bu kadını sevdiğimi, bu aşkın yitik değil, tam bir aşk olduğunu düşünüyordum. Çünkü o, benim için bir alışkanlık, kurtulması zor bir zaaf değildi. Ama hal böyle olsa da artık mücadele etmeye niyetim yoktu, hâlâ da yok.
Her neysek o olmaya devam ediyoruz. Artık her şeyi anlıyoruz. Ama az şey biliyoruz. Öncesine kıyasla daha az şey biliyoruz - Bence bu iyi bir şey, dedim korkarak: bilmemek, daha fazlasını beklememek iyi.
Hayır. İyi değil. Eğer gerçek olsaydı iyi olurdu. Birlikte olmak istiyoruz, hatta bunun için rol yapmaya bile hazırız. Tekrar bir arada olmaya yetecek kadar değişmedik. Ben de kendime değişecek miyiz diye soruyorum.
Yine de romanımdan vazgeçmeyi düşünmüyorum. Onun beğenmeme ihtimalinin üzerimde oluşturduğu ağırlık, beni kitabı hiç yazmamış olmayı ya da tümden vazgeçmeyi arzulamaya itiyor. Ama hayır. Vazgeçmeyeceğim.