Yalnızlık olanca ağırlığıyla ruhumu zorluyordu. Ayaklarının altındaki yer kaçıyormuş zannına kapılan sarhoşlar gibi acayip bir boşluk içindeydim.
Seni hiç düşünmüyordum. İnsan gücünün üstünde bir inatla seni, seninle ilgili hiçbir şeyi düşünmemek için zihnimi zorlamış, düşüncelerimi hükmüm altına almıştım. Ancak bir noksanlık hissediyordum, etrafımda önemli bir şey eksilmişti. Bu sessizliğe, bu yalnızlığa hayat vermek için sadece senin varlığın yeterdi.
İnsan, kalbini dinlemek istemediği zamanlar tabiatı dinler. Duygularını bir derenin şırıltısına, yaprakların hışırtısına bırakır; zihni şurada parlayan bir ışığa, gökyüzünün bir tarafından sarkan bir bulut parçasına; bir dalın ucunda en küçük rüzgâr esintisiyle sallanan bir yaprağa, bir hiçe bağlı kalır; saatlerce düşünür ya da düşünmez; öyle bir hâldedir ki, insanlığından çıkmış, kişiliğini kaybetmiştir. İşte o anlar teselli anlarıdır; duygularını o durgunluk dakikası, hastalığın tembellik, uyuşukluk dakikasıdır.
Şiir bir çeşit büyü olduğu için değil midir ki, kalp üzerinde bu kadar etkisi söz konusudur. Şiir çirkin ve tiksindirici şeylere yücelik giydirdiği için değil midir ki, fikirler hayata bakmak için onun büyülü prizmasından geçmek ister.