"Bir kitabı okurken geçen iki saatin ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım.”
En küçük şeylere duyulan neşe, yalnızca ölümü kabul ettiğinizde gelir. Fakat yaşamaya dair hâlâ açgözlülükle her şeyi ararsanız, o zaman zevkiniz için hiçbir şey yeterince büyük olmaz ve etrafınızdaki en küçük şeyler bile artık bir neşe kaynağına dönüşemez. Bu yüzden ölümü kucaklıyorum, çünkü o bana nasıl yaşamam gerektiğini öğretiyor.
"Düşüncelerinde hep gizli bir hayat yaşadığını hatırladı. Bu düşüncelerini paylaşmayı denemiş ama onu anlamaya yeterli bir kadın veya erkek bulamamıştı.
...Demek ki diye düşündü o an, fikirleri onların ötesindeyse kendisi de ötesindedir. İçindeki gücün harekete geçtiğini hissederek yumruklarını sıktı. Eğer hayat ona çok daha fazla şey ifade ediyorsa, o da hayattan çok daha fazla şey isteyecekti."
Aşırı ölçüde hassas, umarsızca mahcuptu; mektubun üzerinden öteki gencin attığı kaçamak ve eğlenen bakış, bir hançer gibi yaktı içini. O bakışı yakaladı, ama hiç çaktırmadı, çünkü kendini denetlemeyi de öğrenmişti başka şeylerin yanında. Ama içine giren hançer, gururuna da saplanmıştı. Buraya geldiği için kendine lanetler ederken aynı zamanda ne olursa olsun, başına ne gelirse gelsin, üstesinden geleceğine kesin karar verdi. Yüz hatları sertleşti, gözlerine savaşçı bir ışık yerleşti...