Çağdaş insan maalesef en büyük hataya aşk evliliği yapma gibi boş bir ütopya arayışındayken düşüyor. Aşk, evliliğin hedefi olmalı, illeti değil. Aşkla başlayan evlilikler çoğunlukla hüsranla sonuçlanır fakat aşkla sonuçlanan ilişkiler bakidir. Bu
radan anlıyoruz ki evlilik öncesi aşk gerçek değildir. Zihinde oluşmuş fantezidir.
Hz. Aişe'den [r.anha] gelen bir rivayete göre, cahiliye kadını birçok adamla yatar, en son çocuk doğduğunda birlikte olduğu adamları karşısına alarak onlardan birini çocuğun babası olarak tercih ederdi. Kur'an bu çirkin uygulamayı iddet uygulamasını getirerek tamamen ortadan kaldırdı. Buna göre bir kadın bir adamdan boşandıktan sonra iddet beklemeden başka biriyle nikâhlanamaz.
Âyette vardır: "Öyle musibetten kaçınız ki geldiği vakit zalimlere mahsus kalmaz, masumlar ve mazlumlar da içinde yanar." Çünkü musibet-i âmmeden masumlar hârika bir tarzda yangın içinde selâmette kalsalar hikmet-i diniye bozulur. Çünkü din bir imtihan, bir tecrübedir. O vakit Ebucehil gibi fenalar, aynen Ebubekir-i Sıddık (radıyallahu anh) gibi tasdik ederler. Onun için musibet-i âmmede masumlar da bela çekerler.