Medeniyetin günahları iyiliklerine galebe edip seyyiatı hasenatına râcih gelmekle, beşer iki harb-i umumî ile iki dehşetli tokat yiyip, o günahkâr medeniyeti zîr ü zeber edip öyle bir kustu ki, yeryüzünü kanla bulaştırdı. İnşâallah istikbaldeki İslâmiyet'in kuvveti ile medeniyetin mehasini galebe edecek, zemin yüzünü pisliklerden temizleyecek, sulh-u umumîyi de temin edecek.
Sünuhat Tüluhat İşârat
Hem tahtiecilik fikri, sû-i zan ve tarafgirlik hissinin menbaı olduğundan, İslâm'da lâzım olan tesânüd-ü ervah, tevhid-i kulûb, tahabbüb ve teavüne büyük rahneler açmıştır. Halbuki hüsn-ü zanla, muhabbet ve vahdetle memuruz.
Sünuhat Tüluhat İşârat
Sabretmesini bilmeyen kişi varlıklı da olsa, yoksul da olsa, daima rahatsızdır, doyumsuz ve tatminsizdir. Her zaman açtır. Ancak sabır saye- sinde insan, kendi kendisini frenlemeyi başarabilir. Hem yokluğun hem varlığın, hem acının hem neş'enin, hem belânın hem nimetin tehlikesine karşı mü'minin en güvenli kalkanı sabırdır. Hadisimiz bize işte bunu telkin etmektedir.
Kur'ân-ı Kerîm hidayet rehberidir. İslâm'ın ana kaynağıdır. İnsanlar ona inanmakla, mü'minler de hükümlerini yaşamakla yükümlüdür. Kur'ân, ona bağlı kalmaya çalışanların lehinde, "inandım" dediği halde hükümleri- ne uymayanların da aleyhinde delildir. Çünkü her şeyi açıklamış ve kimseye bahane bulma imkânı bırakmamıştır. Diğer taraftan mü'minler, araların- daki ihtilafları çözmek için Kur'ân'a başvuracaklar, Kur'ân da onların ya lehinde ya da aleyhinde delil olacaktır. Yani müslümanlar Kur'ân'a göre değerlendirileceklerdir.