Her türlü ibadetin, manevi duygu tezahürünün, namazın, orucun, tesettür ve sakalın yasak olduğu bu kamplarda, Uygurlara Çin'in resmi ideolojisi ve dokrtrinleri aşılanıyordu.
Gözlerimi kapattım ve böyle bir kampta aylar boyunca kalmanın nasıl bir şey olduğunu hayal etmeye çalıştım. Canımızın istediği bir şey yerine gelmediğinde bile moralimiz tümüyle altüst olurken, tepeden tırnağa bambaşka bir hayata zorlanmak... Yok, hayal bile edemedim.
Aynı anneden süt emen kardeşler gibi, Türkistan coğrafyasının Müslüman halkları aynı kaynaktan besleniyordu. Kimlikleri, kültürleri ve tarihleri aynıydı. Çinde zaten tam olarak bunu fark ettiği için, aradaki irtibatları kesmek, kadim bağlantıları koparıp atmak ve Uygurları köksüzleştirmek hedefini güdüyordu. Dile düzenlenen saldırıların amacı buydu.
#Spoiler İçerir#
“Çoğu insan bilgiyi beyinlerine çok daha çabuk ve kolay kaydetmenin yeni yollarını ve tekniklerini arıyor. Ama çok azı unutmanın nasıl öğrenileceğiyle ilgileniyor.”
“Bir insanın en büyük güç aldığı şey, aynı zamanda en hassas olan zayıf noktasıdır; yani ailesi.”
“Ne yapıyorsan onu ciddiye al ama kendini fazla önemseme.”
Marc Lucas’ın mutlu bir evliliği vardır. Bir gün bir trafik kazası geçirir ve hamile eşinin ölümüne sebep olur. Bu acı duyguyla yaşamaya çalışırken önüne bir ilan çıkar kötü anıları beyinden silecek psikiyatrik bir deney için kişiler aranır. Marc kliniğe gider ve bu konuyla ilgili bilgi alır ve deneye katılma konusunda daha sonra geri dönüş sağlayacağını bildirip evine döner. Eve döndüğünde evinin anahtarı kapıya uymaz, zilin üstünde başka bir isim yazar, telefonu bomboştur, kapıyı çaldığında ölen eşini karşısında görünce işler iyice karışır. Kitap, sizin olan her şeyin aslında size ait olmadığını gördüğünüzde nasıl hissedersiniz sorusunu muhteşem bir şekilde cevaplıyor. Okurken Marc’ın yalnızlığını tüm zerrelerinizde hissediyorsunuz.
Kitabı okuyunca aklıma sen olsaydın hafızanı sildirir miydin? sorusu geldi. Ben olsaydım hafızamı sildirmezdim. Beni sevindiren, mutlu eden, üzen ve öfkelendiren her neyse benimle kalmasını isterdim. Sonuçta anılarım beni ben yapan şey değil mi? Onlardan çok şey öğrenmedim mi? Benim karakterimi oluşturan en önemli şeyler anılarım, bu sebeple onlardan vazgeçmezdim. Tabii bu benim gibi çok da zor bir yaşam sürmeyenler için. Ya Gazze’deki gibi ağır acılar ve travmalar yaşayanlar, bizim hayal bile edemeyeceğimiz acıların içinde yaşayanlar, onlar bu anılarla yaşamak isterler miydi bilemiyorum.
Kitap tahlili ve yorumun devamı için link profilde
Çin'in Doğu Türkistan'daki Uygur varlığını ortadan kaldırma yöntemleri ile İsrail'in Filistinli yerli halkı öz vatanlarında öksüz ve köksüz bırakma yöntemleri arasında büyük benzerlikler gördüm.