Karınızı ve bebeğinizi bir kazada kaybettiğinizi ve bu acıyla yanıp kavrulduğunuzu düşünün. İçinize çektiğiniz her nefes acı olup ciğerlerinizi parçalıyor. Her şeye rağmen bu acıya sahip çıkıp yolunuza bakmak mı istersiniz? Yoksa sizi bu kötü, yaralayıcı anılardan kurtarabilecek psikiyatrik bir deneye kobay olur musunuz?
Her sabah aynı acıya uyanmak yerine her şeyi geride bıraktığınızı düşünsenize! Peki ya tüm bunlar ters teperse?
Tüm doğrularınız artık bir anda alt üst olursa.
Marc Lucas için de öyle oldu. İlk testlerden sonra doğru bildiği her şey, hatta benliği bile ona ihanet etmeye başladı. Evinin anahtarı artık evinin kapısını açmaz. Zilde tanımadığı bir isim belirir ve kapı açıldığında hayatının şokunu yaşar.
Sebastian Fitzek okuyanlar bilir ki yazarın her eseri birbirinden farklı ve sürükleyici. Hangi kitabını elimize alsak, zihnimizi sonuna kadar meşgul eder, beynimizi yakar ve karmaşık bir oyunun içine davet eder. Olaylar öyle içinden çıkılmaz bir hal alır ki, ne kadar çabalasak da bir ipucu yakalayıp gerçeği çözemeyiz. Sadece etrafında dolanıp dururuz.
Bu kitabında da en başından itibaren bir gariplik hissediliyordu ve tüm bu olanların ardındaki neden merakımı sürekli canlı tuttu. Okurken büyük keyif aldım. Ta ki gerçekler ortaya çıkana kadar... Tüm bu olayların ardındaki sebep, itiraf etmeliyim ki beklentilerimi tam olarak karşılamadı. Daha çarpıcı bir açıklama bekliyordum. Tüm bunlara rağmen okuduğuma pişman değilim.
Çünkü böylesi baba kitapları yazan birinin kitaplarını okuyup, pişmanım diyeni döverler . Şaka bir yana ardındaki sebep hariç tüm bu süreci okumak güzeldi.