#Spoiler İçerir#
“Çin her yeri kameralarla izliyor, ama kalplerin tenha köşelerinde kameraların giremediği yerler de var."
“Aynı anneden süt emen kardeşler gibi, Türkistan coğrafyasının Müslüman halkları aynı kaynaktan besleniyordu. Kimlikleri, kültürleri ve tarihleri aynıydı.”
"Mezarlıklar bir milletin ‘tapu senedi’ olduğundan, Doğu Türkistan’ın Uygur kimliğinin senetlerini yırtıp atmaya odaklanıyor Çin yönetimi. Böylece hafıza kaybını derinleştirerek, Uygurların tarih içinde ‘yitik’ bir millete dönüşmesini amaçlıyor.”
Kitap, yazarın Doğu Türkistan’da gittiği Gulca, Kaşgar, Yarkent, Hoten, Urumçi ve Turfan gibi şehirlerin tarihinden ve tarih sahnesinde etkin olan şehrin önemli isimlerinden bahsediyor. Daha sonra geçmişten günümüze şehirlerin geldiği durumu gözler önüne seriyor. Şehirlerde nelerin değiştiğini, nelerin yok edildiğini (çoğunlukla Camii ve Müslüman mezarlıkları), insanların durumunu ve Çin’in baskıyla neler yaptırdığını anlatıyor. Bu kitapta bilmediğim çok şey öğrendim mesela: Tarihi camiilerin düğün salonu yapıldığını ve içki satan mekanlara dönüştürüldüğünü öğrendim. 65-70 yaş altının camiiye girmesinin yasak olduğunu ve camiiye girebilenlerinse namaz başlamadan Çin bayrağının ve Devlet Başkanının büstünün önünde Çine bağlılık yemini ettirildikten sonra namaz kılabildiklerini öğrendim. Uygurların Türkleri çok sevdiğini, Çinlilerinse onları bıktıracak kadar sorguladıklarını, sokaklarda, caddelerde, otobanlarda ve neredeyse her yerde kameralarla insanları izlediklerini öğrendim. Burada savaşın sessizce, sinsice ve baskıyla yapıldığını öğrendim.
Kitabı okudukça kendimi ‘1984’ kitabında gibi hissettim. Çin tarafından sürekli kameralarla izlenmek, kim ne yapıyor, nereye gidiyor hepsine hâkim olma çabaları oldukça sinir bozucu. Uygurlara nerede olursa