Batının zihniyetini benimseyen her tekil insan, Batının, onu getirmek istediği çizgiye gelmiş demektir. Müslüman'sa, böyle bir çizgiye gelmeyi, doğası gereği, reddetmek zorunda hisseder kendini.
İslâm, belli bir sosyal ilişkiyi veya belli bir zihnî olguyu esas alıp her şeyi bu ilişki veya bu olgu doğrultusuna in- dirgemiyor. Tersine kişiyi, insanı, evreni, oluşu hem küll halinde, hem ayrıntılarıyla kavrayabileceği bir "zihin aydınlığı"na ulaştırıyor. İslâm'ın getirdiği aydınlığın içinden bakan kimse "bedahet hissi" denilen bir kavrayış düzeyine ulaşıyor. Bu düzlemde artık, ne delil vardır, ne aklın müdahalesi. İnsan, çıplak hakikati çıplak gözle görebilecek bir kavrama yeteneğine kavuşmuş olur.
İslâm'ın vasat insanlar üzerindeki etkisidir bu: her vasat insana üstün bir kavrayış yüksekliği kazandırmak...
Müslümanlar, kendilerine mahsus avantajlarının bilincinde olabilselerdi, şimdiki yerlerinden daha farklı bir yerlerde olabilirlerdi. Ama bu avantajları, işler hale getirilmedikçe işe yaramayacaktır. Bu avantaj, yükte hafif pahada ağır bir şeydir: Müslümanca yaşamak. Bu yaşamayı kendimize mahsus bir avantaj haline getirebilirsek; beygirin tekmesini, yılanın dişini, tavşanın bacaklarını etkisiz hale getirme şansını da elimize geçirmiş oluruz.
Ben kitabı Ehil yayınlarından okudum ve hiç beğenmedim. Yazım yanlışı çok fazlaydı ve çeviri kötüydü.
Kitaba gelecek olursak; daha önce nefis terbiyesine dair kitaplar okuduysanız bunu okumanıza gerek yok bence. Bir karşılaştırma yaptığımda Jules Payot'un İrade Terbiyesi kitabı çok daha güzel ve günümüze hitap ediyor. Gazali bu kitapta tam olarak irade terbiyesinden bahsetmemiş çünkü.
Kitabın içindekiler kısmı şöyle:
1-İdareciler nasıl olmalı?
2-İnsanı helak eden hususlar
3-Nefsi riyazeti ve kötü ahlaktan temizlenmesi
4-Miden ve ferdin aşırı isteklerini kırmanın yolları
Çevirinin de etkisiyle kitap bana pek bir şey katmadı, diğer bölümlere nispeten açlık ile ilgili bölüm güzeldi ama o bölümde de sahih olmayan kıssalar ve hadisler vardı.