Sadocan

Nietzsche Tanrı’ yı öldürmeyi tasarlamamıştır. Çağının ruhunda ölü bulmuştur onu. İlk olarak, olayın enginliğini anlamış, insanın bu başkaldırısı bir yöne yöneltilmezse, bir yeniden doğuşa götüremez kararına varmıştır. Bundan başka her tutum, ister pişmanlık olsun, ister hoşnutluk, yıkımı getirecekti. Demek ki, bir başkaldırı felsefesi çıkarmamıştır Nietzsche, başkaldırı üzerine bir felsefe kurmuştur.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Nietzsche’nin üstün iççağrısı tanrısızlık sorunu içinde kesin bir duruşa, bir tür bunalıma yol açmaktır. Dünyanın gidişi gelişigüzeldir, bir ereği yoktur. Öyleyse, hiçbir şey istemediğine göre, Tanrı gereksizdir. Bir şey isteseydi (kötülük sorununun geleneksel tanımını buluyoruz burada), “oluşun bütün değerini düşürecek bir acı ve mantıksızlık toplamını” sırtlaması gerekirdi. Stendhal’in sözüne çok imrendiği bilinir: “Tanrı’nın tek bağışlatıcı yanı var olmamasıdır.”
Cerrahların peygamberlerle ortak yanı geleceğe göre düşünüp ameliyat yapmalarıdır.
Günah bir “Moğol yıkımı”dır kuşkusuz ama tutukluları olduğumuz hukuk da öyle.
İnsan, Tanrı’yı aktöre açısından yargılamaya kalkar kalkmaz, onu kendi içinde öldürür