“Bugün anne öldü. Belki de dün , bilmiyorum. Bakımevinden bir telgraf aldım: “Anneniz vefat etti. Cenaze yarın. Saygılar. “ Bundan bir şey anlaşılmıyor. Belki dün ölmüştür. “ Bu cümlelerle başlıyor kitap.
Bir kişinin kendine, topluma, değerlere, yaşadığı hayata yabancılaşması büyük bir ustalıkla kaleme alınmıştır.
Kitabın ana karakteri son derece ilginç bir kişi- Meuersault. Yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan ama yaşamaktan da vazgeçmeyen bir insan. Aynı Albert Camus’un öncüsü olduğu absürdizm akımının yansımasını görürsünüz Meurersault’ta.
İdam mahkumu olduğunda “Ha bugün olmuş ha yirmi yıl sonra neticede ölen yine ben olacaktım” diye düşünerek hayatın yaşamaya değer olmadığı, bu yüzden de nasıl ve ne zaman öleceğimizin bir anlamı olmadığı kanısına varır.
Kitabın konusu yabancılaşma evet, ama bunun dışında bir sürü mühim konulara değinmiş yazar. Meursault birisini öldürdüğü için değil, annesinin ölümüne kayıtsız kaldığı için yargılanıyordu sanki. Bu noktada Camus adalet sistemindeki adaletsizlikleri ve ölüm cezasını eleştiriyor. Camus’un ilk ve en çok ün getiren eseri ve Ülkemizde de çok okunanlar listesinde. Çok akıcı ve sürükleyici. Okumadıysanız okumanızı tavsiye ederim.