Biz kendini ifade etme becerisi çok yüksek bir millet değiliz. Az kelime biliyoruz. Az kelimeyle konuşuyoruz. Entelektüel faliyetimiz az... Az dinliyoruz. Az okuyoruz. Az düşüyoruz. Daha sezgisel yanları önde olan bir topluluğuz. Ben şahsen sezginin çok önemli olduğunu düşünüyorum ama onun da bilgiye ihtiyacı var .
Birbirini dönüştürme hayaliyle bir araya gelen taraflar, ilişkiden daha da sabitlenerek, hatta kendi marazlarını daha yoğun, daha çok sahiplenerek çıkıyor.
İnsanlar bir araya gelirken sadece gözle gorülür özellikleriyle ,yükselen yanlarıyla değil; bilinçdıșı ihtiyaçları da birbirlerini çekiyor...bazen tamamlanma ihtiyacı.,bazen de birbirine benzer olma arzusu ...
Aşk tesadüfleri sever. Aşk az kontrol sever. Hatta aşk kontrolü kaybetmeyi sever. Aşk sisi sever; sislerin ardında kaybolmayı, bilinmemeyi, bulunmamayı sever. Demek ki aşk tesadüfleri sever. Ama aşk tesadüflerlerle mi ortaya çıkar? işte bu bambaşka bir hikâye...
Adına "aşk" dediğimiz hikâyenin bir başlangıcı var ve O başlangıç bedensel, görsel, ruhsal ve hatta toplumsal bir taraf taşıyor. Kimse kimsenin derin yanlarını tanıyarak âşık olmuyor elbette .Ancak birbirimizin kokusunu alıyoruz. İhtiyaç sahipleri birbirini buluyor, Once âşık oluyorlar sonra birbirlerini tanıyorlar.