Elime aldığım ilk günden beri bir an önce bitirip incelemesini yazmak için heyecanla beklediğim bir kitaptan bahsedeceğim. Bu kitabı daha önce okuyup -yanlış zamanda okumaya çalıştığım için- yarım bırakmama rağmen seveceğimden çokça emindim.
Beni kitaptan önce özellikle etkileyen şey yazarının kalemini duyurmaya çalışmasından vazgeçmeyi düşünmemesi. Eminim ilk kitaplarını yayınlarken erkek ismi kullanma hikayesini bir çoğunuz biliyorsunuzdur üzerinde durmayacağım. Yazarın kendinden emin şekilde doğru bildiği yoldan ilerlemesi ve bunu kitap karakterine gerçekten yedirmesi beni en çok etkileyen şeylerden birisi oldu.
Kitaptan biraz bahsetmem gerekirse Jane Eyre anne babasını kaybettikten sonra amcasının himayesine girer fakat amcasını da kaybettikten sonra yengesinin ve kuzenlerinin zalim davranışlarından nasiplenir. 10 yaşlarında gittiği yatılı okulda 6 yıl eğitim görüp 2 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra bir çocuğun mürebbiyesi olmak üzere okuldan ayrılır. Zaten asıl olaylar da mürebbiyelik yaptığı evin sahibine aşık olmasıyla başlar. Jane, aşık olduktan sonra başına bir çok talihsizlik gelir ve onların üstesinden o kadar güzel kendinden emin ve öz saygısını yitirmeden gelir ki kitap boyunca bunları düşünüp hayran kalmamak olanaksız. Kendisine bir yer, hak olmadığını düşündüğü yerden tereddütsüz ayrılıp aklı bıraktığı yerde olsa bile kendisi için mücadeleden vazgeçmeyen bir karakter okuyoruz. Onun bu öz güvenine, öz saygısına olan hayranlığımı hangi kelimelerle dile getirebileceğimi bilemiyorum. Kendimi hem okumak için geç kalmış gibi hem de tam zamanında okumuş gibi hissediyorum. Elimden bırakmak mümkün olmadı, sanki 5 cilt olsa yine aralıksız okurum gibi hissettiren bir kitap. Yazarın kalemi o kadar akıcı ve ruha işleyen bir yapıda ki okurken ne kadar hızlı