En taşkın yakınlaşma cehdine rağmen insanların birbirine ne kadar uzak olduğu,herkesin kendi içinde ve kendi hücresinde yapayalnız kaldığı hakikatini alev alev içiyordum.
Romanlar mahzun insanı omuzları çökmüş, gözleri sönmüş, hereketsiz ve sessiz bir insan diye, yani daha açıkçası bir miskin şeklinde tasvir ederler.
Bende daima bunun aksi olmuştur. Ne zaman derin bir üzüntüye kapılsam gözlerim parlar, içim içime sığmaz olur. Dünyayı hiçe sayıyormuşum gibi kahkalarla gülerim, türlü gevezelikler ve delilikler yaparım. Mamafih öyle sanıyorum ki, yakın kimsesi ve başkalarına açılmaya kabiliyeti olmayan insanlar için bu daha iyi bir şeydir.