Bir müslüman da, peygamberlerdeki fetânet sıfatından hisse alıp, akıl nîmetini en verimli bir şekilde kullanmalıdır. Kime, neyi, ne zaman, nerede ve nasıl söyleyeceğini ve ne şekilde davranacağını iyi bilmelidir.
Meselâ, Câfer-i Tayyâr -radıyallahu anh-'ın, Habeşistan Necâşîsi'ne İslâm hakkında bilgi verirken tâkib ettiği ince üslûp, bir müslümanın firâsetini göstermesi bakımından pek ibretlidir:
Hristiyan olan Necâşî, Câfer-i Tayyâr -radıyallahu anh-'ın Kur'ân-ı Kerîm'den birkaç âyet okumasını taleb ettiğinde o, ilk başta inkârcılara meydan okuyan Kâfirûn Sûresi'ni değil de, içinde Hazret-i Îsâ ve annesinden medh ü senâ ile bahsedilen Meryem Sûresi'ni okudu. Hazret-i Câfer'in tilavet ettiği âyet-i celîleleri huşû içinde dinleyen Necâşî, yaşlı gözlerle:
"-Şüphesiz şu dinlediklerim ile İsa'nın getirdiği, aynı nûr kaynağından fışkırıyor!" dedi ve bir müddet sonra da İslâm ile şereflendi.
Vahiy vuků bulduğu esnāda Peygamber Efendimiz'in ahvâlinde görünen ve yukarıda tafsil edilmiş olan değişiklikler sebebiyle bâzı müsteşrikler bunu bir Epilepsi (Sara) nöbeti şeklinde telâkkî etmiş ve bu yolda çeşitli iddialarda bulunmuşlardır. Nihayet bu iddialarını Hazret-i Peygamber'in -hâşa- bir akıl hastası olduğu derecesine vardırmışlardır ki bunu "Fransız Milli Tıp Akademisi'ne tasdîk ettirebilmek için, meselenin orada bir ilmî dâvâ sûretinde ele alınmasını temin etmişlerdir. Burada zamanın en seçkin doktorlarından teşekkül eden bir heyet, 1842 senesinde iddiaları incelemiş ve tıbbî gerçekler çerçevesinde bunun asla mümkün olamayacağı yolunda uzun ve gerekçeli bir rapor yayınlamıştır. Hadisenin tafsilâtını merak edenler, Prof. Dr. Feridun Nafiz Uzluk tarafından tercüme edilip "Rapor" ismiyle yayınlanan esere bakabilirler. Bu eser, 1996 senesinde Sebil Yayınevi tarafından İstanbul'da basılmıştır.
İkinci itiraz onlara şöyle demektir: Hasmınızın akıl yürütmesi hakkında aklın tasdikini inkâr edip onun tekzibini tercih ediyorsunuz. Pekâlâ, gerçeği ne ile biliyorsunuz? Onunla batıl arasını ne ile ayırt ediyorsunuz? Aklın zarureti ile mi? Bunu iddia etmeye herhangi bir çıkar yolunuz yoktur. Aklın belli esaslara göre hareketi ile mi? Bu takdirde yine akıl yürütmeye dönmeye mecbur kalıyorsunuz! Öyleyse hasmınızın akıl yürütmesini tekzipten sonra tasdik ediyor ve böylece sözünüz tenakuz teşkil ediyor. Eğer biz bunu masum imamdan alıyoruz, derseniz şöyle cevap veririz: Onun doğruluğunu ne ile biliyorsunuz? Eğer o masumdur, derseniz şöyle deriz: Onun ismetini ne ile biliyorsunuz? Eğer aklın zarureti ile derseniz, sizin rezil olmanızdan şüphe edilmez. Gönlünüzdeki gerçekler söylediklerinize uymuyor. İnancınızın tersini söylüyorsunuz.