Bir müslüman da, peygamberlerdeki fetânet sıfatından hisse alıp, akıl nîmetini en verimli bir şekilde kullanmalıdır. Kime, neyi, ne zaman, nerede ve nasıl söyleyeceğini ve ne şekilde davranacağını iyi bilmelidir.
Meselâ, Câfer-i Tayyâr -radıyallahu anh-'ın, Habeşistan Necâşîsi'ne İslâm hakkında bilgi verirken tâkib ettiği ince üslûp, bir müslümanın firâsetini göstermesi bakımından pek ibretlidir:
Hristiyan olan Necâşî, Câfer-i Tayyâr -radıyallahu anh-'ın Kur'ân-ı Kerîm'den birkaç âyet okumasını taleb ettiğinde o, ilk başta inkârcılara meydan okuyan Kâfirûn Sûresi'ni değil de, içinde Hazret-i Îsâ ve annesinden medh ü senâ ile bahsedilen Meryem Sûresi'ni okudu. Hazret-i Câfer'in tilavet ettiği âyet-i celîleleri huşû içinde dinleyen Necâşî, yaşlı gözlerle:
"-Şüphesiz şu dinlediklerim ile İsa'nın getirdiği, aynı nûr kaynağından fışkırıyor!" dedi ve bir müddet sonra da İslâm ile şereflendi.