Muhammed Ali Ulupınar

Hz. ali ne demişti: "Hak kişilerle bilinmez, önce hakkı öğren, ki kimin haklı olduğunu öğrenesin."
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Mesela Allah İblis'e, "Ellerimle yarattığıma saygı ile eğilmekten seni ne alıkoydu? Büyüklük mü tasladın, yoksa üstünlerden mi oldun?"" diye sorduğunda İblis dedi ki, "Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın." Şeytan burada iki ölçüyü birleştirmiştir çünkü ilk olarak, secdeden geri kalmasını kendisinin daha hayırlı olmasıyla gerekçelendirmiştir. İkinci olarak da kendisinin daha hayırlı oluşunu ateşten yaratılmış olmasıyla temellendirmiştir. Kullandığı argümanın tüm bileşenleri ortaya serildiğinde tasarım problemi olmadığı görülür ama argümanın içerik problemi de gözden kaçmaz. Şeytanın kullandığı argümanın/ölçünün tam ifadesi şöyledir: "Ben daha hayırlıyım, daha hayırlı olan secde etmez; o halde ben secde etmem." Burada kullanılan iki önerme de bilgi olarak geçerli değildir çünkü sabit bir dayanağı yoktur (gayr-i ma'lûm). Doğru olduğu açık olmayan önermeler, doğru olduğu açık olan önermelerle ölçülür. Oysa şeytanın burada gerekçe olarak zikrettiği önermeler ne açıktır ne de kabule layıktır (gayr-i müsellem). Çünkü kendisine "Senin ondan daha hayırlı olduğunu kabul etmiyoruz," deme hakkımız bulunmaktadır. Bu, ilk önermeye yönelik eleştiridir. İkinci önermeye gelince, "Daha hayırlı olanın secde etmesi gerekmediğini kabul etmiyoruz," deme hakkına da sahibiz. Zira secde etme yükümlülüğü hayırlı ya da hayırsız olmakla değil, Allah'ın buyruğuyla ilgilidir. Fakat şeytan bunu cevaplamak yerine, neden daha hayırlı olduğunu ispatlamayı tercih edip "Çünkü beni ateşten, onu ise çamurdan yarattın," diyor ki, bu da nesep ve soya dayalı üstünlük iddiasıdır. Şeytanın kullandığı ikinci argümanın tam ifadesi ise şudur: "Nesebi hayırlı olana ait kimse daha hayırlıdır, benim nesebim hayırlı olana aittir; o halde ben daha hayırlıyım." Bu argümanın iki
Buraya kadar Kur'an ölçüleri olarak anlattıklarımın her birinin hemen yanında, ona ilişik olarak şeytanın da bir ölçüsü vardır. Şeytan, kendi ölçüsünü doğru ölçüye benzeterek insanların düşüncelerini onunla ölçmesini sağlayıp yanılmalarını sağlar.
Gazali hazretleri acımamış
Fakat benim bunları farklı isimlerle anmam, senin zayıf düşünceli ve kuruntulara karşı dirençsiz biri olmandan ileri gelmektedir. Seni görüntüye aldanan biri olarak gördüm. Sana hacamat kabında kırmızı (saf) bal ikram edilse, hacamattan iğrendiğinden baldan tatmaya elin varmaz. Aklın, balın -hangi kapta olursa olsun- saf ve temiz olduğunu ayrıştıramayacak kadar zayıf kalır. Yamalı elbise veya yünlü kaftan giyen bir Türk gördüğünde, onu sufi ya da fakih sanırsın. Bir başkası aba giyip külah taksa onu da Türk sanırsın. Kuruntuların seni şeylerin özüne göre değil, görüntüsüne göre karar vermeye zorluyor. Bundan dolayı bir sözü, özü itibarıyla değil, üslubundaki güzellik ya da sahibine dair hüsnüzannınla ölçüyorsun. Sözün ifade ediliş tarzı hoş değilse veya sahibi sana göre hali bozuk biriyse, o söz özünde doğru ve güzel de olsa, reddediyorsun. Sana "Allah'tan başka ilah yoktur, İsa Allah'ın resulüdür de," deseler, için elvermez, bu Hıristiyanların sözüdür, ben onu nasıl derim dersin. Ama özünde bu sözün doğru olduğunu, Hıristiyanlarınsa bunu dedikleri için değil, "Allah üçün üçüncüsüdür ve Muhammed Allah'ın resulü değildir," dedikleri için Allah'ın hışmına uğradıklarını anlayabilecek kadar aklın yok. Sen ve senin Ta'lim görüşündeki arkadaşlarının akıllarının zayıf olduğunu ve ancak görüntüye itibar ettiğinizi görünce, sizin suyunuza gitmek için ilacı suymuş gibi içirterek şifa bulmanızı istedim. Yani doktor, hastasına nasıl hassas davranırsa, sana öyle davrandım. Eğer sana onu ilaç kabında sunsaydım, elin varmaz, varsa bile yutkuna yutkuna zorla içerdin. İlgili akıl yürütme formlarının adlarını değiştirip yeni adlar takmamın amacı budur. Onları bilen bilir ve kabul eder, bilmeyen de karşı çıkar.
Kur'an'da Allah, Hz. Muhammed'e [sav] küçük ölçüyü şu ayette öğretmektedir: "Allah'ın kadrini gereği gibi bilemediler. Çünkü, 'Allah hiç kimseye hiçbir şey indirmedi,' dediler. De ki: 'Öyleyse Musa'nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği kitabı kim indirdi?" Bu ölçünün ayetteki kullanım biçimi şöyledir. Onların, "Allah hiçbir insana vahiy indirmemiştir," sözü, şu iki temel önermenin bir araya gelmesinden doğan sonuç gereği geçersizdir: Birinci önerme, Musa (aleyhisselam) bir insandır. İkinci önerme, Musa'ya (aleyhisselam) kitap indirilmiştir. Bu iki önermeden zorunlu olarak "Bazı insanlara kitap indirilmiştir" sonucu çıkmaktadır. Böylece onların "Hiçbir insana hiçbir kitap indirilmemiştir" yönündeki iddiası geçersiz olmaktadır. Önermelerin yapısına gelince, ilk önermeyi oluşturan "Musa insandır" önermesi duyusal bir önermedir. İkinci önermeyi oluşturan "Musa'ya kitap indirilmiştir" önermesi onların ikrar ve inançlarına dayalıdır. Çünkü onlar ayetin devamında da geçtiği üzere Hz. Musa'ya indirilen kitabın bir kısmını açığa çıkarıp diğer bir kısmını gizliyorlardı. Bu da onların Hz. Musa'ya kitap indirildiğini kabul ettiklerini göstermektedir.