Fakat benim bunları farklı isimlerle anmam, senin zayıf düşünceli ve kuruntulara karşı dirençsiz biri olmandan ileri gelmektedir. Seni görüntüye aldanan biri olarak gördüm. Sana hacamat kabında kırmızı (saf) bal ikram edilse, hacamattan iğrendiğinden baldan tatmaya elin varmaz. Aklın, balın -hangi kapta olursa olsun- saf ve temiz olduğunu ayrıştıramayacak kadar zayıf kalır. Yamalı elbise veya yünlü kaftan giyen bir Türk gördüğünde, onu sufi ya da fakih sanırsın. Bir başkası aba giyip külah taksa onu da Türk sanırsın. Kuruntuların seni şeylerin özüne göre değil, görüntüsüne göre karar vermeye zorluyor. Bundan dolayı bir sözü, özü itibarıyla değil, üslubundaki güzellik ya da sahibine dair hüsnüzannınla ölçüyorsun. Sözün ifade ediliş tarzı hoş değilse veya sahibi sana göre hali bozuk biriyse, o söz özünde doğru ve güzel de olsa, reddediyorsun. Sana "Allah'tan başka ilah yoktur, İsa Allah'ın resulüdür de," deseler, için elvermez, bu Hıristiyanların sözüdür, ben onu nasıl derim dersin. Ama özünde bu sözün doğru olduğunu, Hıristiyanlarınsa bunu dedikleri için değil, "Allah üçün üçüncüsüdür ve Muhammed Allah'ın resulü değildir," dedikleri için Allah'ın hışmına uğradıklarını anlayabilecek kadar aklın yok. Sen ve senin Ta'lim görüşündeki arkadaşlarının akıllarının zayıf olduğunu ve ancak görüntüye itibar ettiğinizi görünce, sizin suyunuza gitmek için ilacı suymuş gibi içirterek şifa bulmanızı istedim. Yani doktor, hastasına nasıl hassas davranırsa, sana öyle davrandım. Eğer sana onu ilaç kabında sunsaydım, elin varmaz, varsa bile yutkuna yutkuna zorla içerdin. İlgili akıl yürütme formlarının adlarını değiştirip yeni adlar takmamın amacı budur. Onları bilen bilir ve kabul eder, bilmeyen de karşı çıkar.