..Çamurlu zeminde tökezleyerek, kayarak yürümeye devam ettim. Sonunda durup o küçük bedeni yere bıraktım. Çıplak ellerimde toprağı kazarken karanlığın içinde hiçbir şey düşünmemeye çalıştım. Ne zaman şimşek çaksa yanımda yatan bebeği görüyordum. Korkunç, trajik bir görüntüydü. Bardağı taşıran son damlaydı bu.
..İlmeği boynuma geçirdim, derin bir nefes alarak atladım. Dal şiddetle eğildi, vücudum sarsıldı. Kıvranıyordum. Sanki ruhum bedenimi terk ederek yükselmiş, aşağıdaki çırpınmalarımı izliyordu. Hala hissedebiliyor, görebiliyor, zar zor da olsa nefes alabiliyordum. İşin aslı, intiharı elime yüzüme bulaştırmıştım. Onu bile beceremedim. İlmek çenemin altında kalmış, boynumu kavrayamamış, bu yüzden şahdamarımı ezememişti.
..Önce çam reçinesini bütün zehirlerinden arındırmak için kaynatabildiğiniz kadar kaynatın. Biraz mısır unu ekleyin ve şeytani mayayı karıştırın. Ardından soğumaya bırakın, kek şekli verip yiyin. Bu, dile kolay bir tarif. Çam yağı leş gibi kokar ve yemesi neredeyse imkansızdır. Ama yaşamak istiyorsanız onu yemek zorundaydınız.
..Ailemle birlikte omode denen otları toplamaya başladık. Hava kararana ladar arar toplardık, ellerimiz kan içinde kalırdı. Bir torbayı doldurduğumuzda eve dönüp kabuğunu soyar, gövdesini ezdikten sonra kaynatırdık. Tadı kötüydü ama hayatta kalmak için bir şeyler yemek zorundaydık.
..Aslında, "Hiç kendi ellerinle bir kulübe inşa ettin mi? Annenin cesedini dağ yamacına taşıdın mı? Yalnızca ot yiyerek hayatta kaldın mı?" demek istedim.
..Sonra Ho-son'dan bir mektup geldi. Kızım Myong-hwa'nın açlıktan öldüğü yazıyordu. Yirmili yaşlarının sonundaydı daha, para yollamakta çok geç kalmıştım.