Hiçbir tarzım yok. Hatta sadece tarzım da değil, hiçbir yeteneğim olmadığını da kabul ederim. Dahası hiçbir yeteneği de umursamıyorum. Donakalmış gibiyim artık. Kafamda tek bir insani düşünce kalmadı. Uzun süredir dünyada, Rusya'da veya burada neler olup bittiğini bilmiyorum. Geçenlerde Dresden'den geçtim, ama nasıl bir yer olduğunu hatırlamıyorum bile. Beni neyin böyle tükettiğini çok iyi biliyorsunuz. Gözünüzde bir hiç olduğumdan ve umut dahi besleyemeyeceğimden açık konuşuyorum: Her yerde siz varsınız, geri kalanı umrumda değil.
Kurnazlık bozuk para gibidir: Onunla büyük şeyler satın alınmaz. Bozuk para ile bir insan ancak birkaç saat yaşayabilir. Kurnazlıkla bir şeyi gizleyebilirsiniz, bir adamı aldatabilirsiniz, ama onunla geniş bir ufka varamazsınız, büyük olayları bir sonuca gotüremezsiniz. Kurnazlık kısa görüşlüdür: Burnunun ucundakini iyi görür, fakat çok defa insanı başkaları için hazırladığı tuzağa düşürür.
Hiçbir tarzım yok. Hatta sadece tarzım da değil, hiçbir yeteneğim olmadığını da beyan ederim. Dahası hiçbir yeteneği de umursamıyorum. Donakalmış gibiyim artık. Kafamda tek bir insani düşünce kalmadı.
Geçen sene koronanın yayıldığı günlerde okusam beni çok büyük bir karamsarlığa itebilecekken üç beş sene önce okusam muhtemelen şimdi okurken etkilendiğim pek çok şey -salgınların Orta Çağ'da kaldığı yanılgısıyla- hiçbir şey ifade etmeyecekti. Bu sebeple kitabı çok doğru bir zamanda okuduğumu düşünüyorum.
1665 yılında Londra'da yaşanan büyük salgını, yaşananlara tanık olmuş bir kişinin ağzından anlatıyor yazar. Dönem ve şartları da göz önünde bulundurursak vebanın çok daha ölümcül ve tehlikeli olduğu muhakkak olmakla birlikte yaşanan birtakım olayların veya hislerin korona salgınında yaşadıklarımıza benzediğini söyleyebiliriz. Mesela özellikle salgının ilk günlerinde vebalılarla ve ölümleriyle ilgili sayıların gerçeği yansıtmadığını, kasten sayının az gösterildiğini dile getiriyor yazar. Yine komşular selamı sabahı kesmesin diye ya da eve kapatılmamak için hastalığını saklayanlar olduğu söyleniyor.
Eserde salgından en çok etkilenenlerin yoksullar olduğu defalarca vurgulanıyor. Kral ve maiyeti başta olmak üzere hâli vakti yerinde olan hemen herkes salgın henüz şehre yayılmadan hizmetçileri ve uşaklarını da alarak şehri terk edip taşraya gitmiştir. Yoksullar ise hiçbir yere kaçamadıkları için salgının ortasında kaldıkları gibi ekonomik zorunluluklarla hemşirelik, bekçilik gibi son derece tehlikeli işlerde çalışmak zorunda kalmışlardır.
Kitabın anlatıcısı da şehri terk edebilecek imkânlara sahipken bir tereddüt döneminin ardından şehirde kalmayı tercih etmiştir. Hatta birkaç kez gitmeye niyetlenmesine rağmen başına gelen ufak tefek aksiliklerden dolayı gidemeyince abisine şehirde kalmak istediğini şu sözlerle ifade etmiştir:
"Mademki tanrısal kudretin rehberliği veya izni olmadan başımıza hiçbir şey gelmezdi, bu hüsranların da kaynağı doğanın ötesinde olmalıydı ve Tanrı