Daha doğumda annesinin kemiklerini kırmaya başlar, vücudunu ortadan ikiye yararak dünyaya açılır, hayatta kalır işte böyle insankızı...”
#burçintetik kaleminin rengine sağlık..
Evet arkadaşlar itiraf ediyorum uzun zamandır böylesine sağlam bir anlatım okumamıştım..
İçinde çarpınız durduğumuz dünyanın zarif renklerini nasıl da acizce dışlar olmuşuz..
Oysa ki ne kadar kolay aynı gökkuşağı altında,
dostça,
el ele,
sevgi ile yudumlayabiliriz, yağmur sonrası kahvelerimiz..
Ama biz zoru seçiyoruz...!
Irk, din, dil, cinsiyet ayrımı yaparak birbirimize kin duymayı, menfaatlerimize göre yaşamaya, savaşmayı..
Okuduğum öyküler de cinsel tercihlerine göre dışlanan insanların mücadelesi, hisleri, içinde Umut dolu yalnızlıklarını ve gökkuşağı renginde hayatta kalma arzularını anlatıyor..
Okunmalı ve birazcık da olsa empati kurulmalı..
.
.
.
“Beni ben yapan bir öz var mıydı sahi? Bedenim,sesim,dilim,evim dediğim yer değişmişti ya,başka bir insan mı olmuştum artık? Oysa olduğum kişiyi ısrarla,onu yok etmeye çalışan her şeye,herkese rağmen yavaş yavaş kabuğundan çıkarmıştım ben.”
”Gitmekle dönmek bir değildi; gitmekte ferahlık, umut, ihtimaller vardı. Dönmek ise hep bir kabuldü, boyun eğişti..”
‘Odasına taşınırken başladı
"Kimse yok mu?" diye sayıklamaya, sedyesinin yanına "Buradayım," dediğimi duymaksızın tekrarladı sorusunu. Benim ve hemşirelerin orada olmasının bir önemi yoktu annem için, yalnız kalmıştı. Bir kere gerçekten yalnız kalırsanız sonra o yalnızlık bir ömür yapışır üzerinize. Annem ben kendimi bildim bileli yalnızdı..”