Çok ince bir detay var fakat ne yazık ki toplum bunu bilmiyor.
Türkler bir ulustur, Kürtler başak bir ulustur. Domates Cumhuriyeti oluğunda içerisinde yaşayan salatalıklara: Hmm sen Salatalık değilsin, Sen Kırmızı bir domatesin. Diyemezsiniz. İşte bunun için Türk milleti başka şey, Kürt milleti başka şey. Oldu mu çocuğum ha aferin sana, al şu şekeri. :))
"Dışarıdaki hayvanlar, bir insanların yüzüne, bir de domuzların yüzlerine bakıyorlardı, fakat ayırt etmek artık zordu."
Büyük İskender'in ilkeleri ve esaslarının bu denli çiğnenip yok sayılması ve Snowboll'un durumunun belirsizliğidir aslında insanı kahreden.
Başlangıçta, daha iyi şartlarda bir çiftlik kurma hengamesi içinde giren Snowboll'un ve Hayvanların, mücadelesini ve gösterdikleri fedakarlıktı aslında tüm olanlar. Fakat kitabın şöyle bir mükemmel yanı var; her ne kadar haksızlıklar ve alçaklıklar yapılsa da, yöneten kişinin/kurumların halkın ne denli aptal olduğu ile doğru orantılı kişi ve kurumların başarısı.
-
Hayvanlar bir araç oldular, domuzlar koltuklarda oturanlar ve 360 derece bir çemberin çevresinde A noktasından A noktasına geri geldiler. Harcanan enerji hayvanların emekleri/canları oldu. Fakat bu süreçte rahat içerisinde yaşayanlar "Snowboll" hariç, domuzlar oldular.
-
Kitabın içerinde, eğer "dikkatli" bir okursanız bir den çok çelişki yakalarsınız. Hikayenin ne kadar anlamsız yerlerde koptuğunu, ve kimi yerlerde can sıkıcı olduğunun farkına'da varacaksınız.
Mesela ortalarında, madem Snowboll ve Napoleon'un liderlikleri çiftlik ahalisince kabul edilmiş ise; o zaman neden saldıran çiftlik sahibi ve köpekler özel olarak Snowboll'u seçti de kovaladılar? Soru işareti. Veya Snowboll'un yakınlarda bir çiflikte bulunduğu, bir kazın itirafına göre Snowboll ile görüşerek çiftliğin iyiliğini istemediği de çelişki.
Çiftliğe saldıranlara karşı en saflarda çarpışan Snowboll yoldaşı bu denli çelişki karmaşası içine sokan yazarı da kınım kınım kınıyorum.