Kral Konstantine'e yardım için Papa tarafından gönderilen otuz kadar gemi, Sakız adalarına vardıktan sonra İstanbul yönüne doğru uygun bir rüzgar bulamadıkları için durmak zorunda kalmışlardı. Bir süre sonra şehrin ele geçirildiğini öğrendiklerinden sonra geri döndüler.
Trois eski Yunanlılar tarafından ve Babil şehri de Keyhüsrev tarafından alınmışsa da hiç biri İstanbul kadar tahribata uğramamış ve halkına karşı daha yumuşak muamele yapılmış, kötü muamelelerden karşılaşmamışlardır.
Fatih şehrin harap halini ve perişanlığını gördüğü zaman duygularının sonucu olarak bundan üzüntü yaşamıştı, ve kendisini etkileyen güzelliğinin yağma etkilerinden dolayı şehrin düştüğü durumdan hayli bir duygusal hissiyata kapılmıştır . Ve ardından şu sözleri söylemiştir, "böyle bir şehri yağma ederek harabeye çevirdik". ardından istemeyerek de olsa gözlerinden elemli ve pişmanlık göz yaşları dökülmüştür.
Bir gemi içerisinde yaşanılan psikolojik bir satranç turnuvasını konu alıyor, benim görüşümce. Ki keza kitap can sıkıcı noktaya geldi diyeceğiniz de olacak.. Yazarın kalemi ağır.