Ercan Kuşoğlu

Ercan Kuşoğlu
@Samgezgini
Üstada sormuşlar; Üstad dünyadan ne anladın? San ki bir pazar yeri dolaştım...Üç metre bez aldım, gidiyorum...
İnşaat teknikeri
Ünüverste
İstanbul
Malatya
34 okur puanı
Haziran 2020 tarihinde katıldı
“Ben bir Sümerli öğretmen, şair ve yazarım. Yaşım yetmişbeşi bulduğundan öğretmenliği bıraktım çoktan. Fakat şairlik ve yazarlığım ölünceye kadar sürecek herhalde. Bu yaşam öykümü daha çok gelecek kuşaklar için yazmaya başladım. Bizim ulusumuz, dilimiz, geleneklerimiz, sosyal yaşantımız, sanatımız unutuluyor artık. Bu güzel ve uygar ülkemize her taraftan göz diktiler.” “Topraklarımıza ilkel geldiler, sayemizde uygar olmaya başladılar. Ne yazıdan, ne tarımdan, ne sanattan, ne dinden, ne okuldan, ne attan, ne arabadan, ne aydan, ne yıldızdan haberler vardı. Hepsini bizden öğrendiler. Sonra da “biz yaptık, biz bulduk” diye övünmeye başladılar. Hep korkuyorum, birgün gelecek adımız da, uygarlığımız da unutulacak. Biz ne yaptık, ne başardıysak hepsini onlar üstlenecekler. Bu durum beni yıllardan beri üzüyordu. Ben küçük bir adamım, bunu önlemek elimden gelmez diye yakınıyordum. Bir gün birdenbire aklıma geldi. Ben bir yazar olduğuma göre ulusumuzun bulduklarını, başardıklarını, geçmişimizi, geleneklerimizi, ne kadar uygar olduğumuzu, gerek Sümerliliklerini unutmaya başlayan gençlerimize, gerek daha sonra gelecek kuşaklara neden yazılarımla bildirmeyeyim dedim ve yaşamöykümü yazmaya karar verdim. Böylece her tarafa, herkese, her çağa ulaşacağımı umut ediyorum
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”

Ercan Kuşoğlu

, bir kitap okudu
Puan vermedi·192 syf.·
2022 41. kitabı
Muazzez İlmiye Çığ
8.7/10 · 1.053 okunma
Gılgamış Destanı, Mezopotamya’da ortaya çıkan tarihteki ilk yazılı destandır. Kral Gıl­­gamış’ın yaşam serüvenini ve ölmemek için verdiği savaşı anlatır, diğer bir tanımla ölümsüzlüğü arayan bir kralın öyküsüdür. Tanrılarla insanların, düşlerle gerçeklerin birbirine karıştığı tarih öncesinde gerçekleşen Gılgamış’ın serüvenidir Destanı özetleyelim. Görkemli bir şehir devleti olan Uruk’un üçte ikisi tanrı, üçte biri insan olan kralı Gılgamış acımasız ve zorba bir kraldır. Halkın yalvarmalarına Tanrılar Tanrısı kulak verir ve Tanrıça Aruru’ya Gılgamış’la baş edebilecek bir insan yaratmasını söyler. Aruru, Enkidu’yu yaratır. Çırılçıplak gezer Enkidu. Hayvanlarla dosttur, onlarla yaşar, avcıları yaklaştırmaz onların yanına. Avcılar şikayet ederler Enkidu’dan. Kurnaz Gılgamış, genç bir kadın gönderir, kadın aşık eder kendisine Enkidu’yu, Gılgamış’la savaşmaya ikna eder onu. Gılgamış’la Enkidu karşılaşırlar ve zorlu bir savaşın sonunda, Gılgamış yenilir. Bu ikisi arasında büyük bir dostluğun doğmasına yol açar. Birlikte, bakışıyla insanları taşa çeviren sedir ağacı ormanlarının bekçisi Hunbaba’yı öldürürler ve kutsal sedir ağacını alıp Uruk’a getirirler. Tanrıça İştar’ın ilgisini çeker Gılgamış ama kabul etmez İştar’ın aşk teklifini. Çok öfkelenir İştar ve Fırtına Boğası’nı ister Gökler Tanrısı’ndan. Hayvanı Uruk’un üstüne salar. İki dost onu da alt ederler, bu durum daha da kızdırır tanrıları ve Enkidu düşler görmeye başlar, ölümünü görmektedir. Yatağa düşer ve ölür. Perişan olur Gılgamış. Ölüm korkusu sarar yüreğini ve ölümsüz olduğunu bildiği Utanapişti’i bulmak için ölüm denizini aşar, onun kayıkçısının yardımıyla. Ulaşır Utanapişti’nin yanına, onun verdiği ölümsüzlük otuyla ölümsüzlüğe kavuşacaktır. Ama, Gılgamış ölümsüzlük otunu yemeye fırsat bulamadan onu bir yılana