Şükür duygusu içerisinde olmak bir nasip meselesidir; ama nasibe de talip olmak gerek. "Her isteyene verilmedi; ama verilenler mutlaka isteyenler oldu" diye buyruluyor. Şükür, yani kalbin mutmain olması büyük bir nasiptir.
Bir evi yuvaya, bir yemeği ziyafete, bir yabancıyı dosta çeviren şey şükürdür. Şükür, azı çok eder. Şükrettiğimiz an aldıklarımız verdiklerimizden çok daha fazla olur. Çünkü şükür, kalbin ve duyguların belleğidir.
Biri bize olumsuz bir davranışta bulunduğunda duygusal dünyamızda inciniriz, ama kültürümüzde incindiğini kabul etmek küçük düşürücü bir durum olarak değerlendirildiğinden, incitilmiş olma duygusu bastırılır ve yüzeyde yaşanan şey kızgınlık ve yargılama olur, çoğu zaman alınganlık görünümünde. Küsmeyi seven bir toplumuz. Her vesileyle küsmeyi huy haline getirmiş insanlarımız bile var. Oysa küsmek yoğun bir ilişki sürdürme biçimidir. Çoğu zaman, küsülen insan dost kabul edilenlerden daha sık hatırlanır. Biri bizi incittiğinde tepkimiz kızgınlık ve yargılama olursa, karşımızdaki insan bize ne yaşattığını anlayamaz ve kızgınlık tepkimize karşı kendini savunmaya geçerek vicdanından kurtulmuş olur. Onu yargılamadan incindiğimizi ona hissettirebildiğimizde ise vicdanıyla yüzleşme olasılığı artar. Bunu da yapamıyorsa, o kişinin hayatımızdaki yerini yeniden gözden geçirmekte yarar olabilir. Başkalarını yargılamaktan arınmanın yolu, kendimizi yargılamaktan arınabilmekten geçer. Kendimizi yargılamak ise iç dünyamızda olanlara yabancı kalmamızın başlıca nedenlerinden biridir.