Fahrenheit 451 okuduğum ilk bilim kurgu klasiğiydi. 1953 yılında Bradbury tarafından yazılan kitap, aslında güzel bir distopya örneği olarak karşımıza çıkıyor. Kitabın beni şaşırtan tarafı, yazarın o yıllarda, neredeyse günümüzden 60 yıl önce bugünün dünyasını gözler önüne seriyor oluşuydu. Guy Montag adında bir itfaiyeci ve onun yaşadıkları etrafında şekillenen hikaye, artık kitapların okunmadığı, onların hiç bir değerinin olmadığı, insanların bu kitaplarda yazılan bilgilere ihtiyaç duymadığı ama buna karşın özellikle televizyon gibi daha insanları eğlendirebilen teknolojilerin ön plana çıktığı distopik bir gelecekte geçiyor. Bahse konu bu gelecekte, Guy Montag bir itfaiyeci ve itfaiyecilerin görevi yangın söndürmek değil, tersine yangın çıkarmak ve özellikle her türden kitapları yakıp yok etmek. Çünkü onların bakış açısına göre insanlar mutlu olmak için eğlenebilmeli, işte kitaplar da tam bu anda insanları daha fazla düşündürdükleri, sorgulamaya yönlendikleri için mutsuz kılan, yok edilmesi gereken şeyler. Spoiler vermemek adına incelemeyi burada bırakmak istiyorum. Söylemek istediğim son nokta; yazarın olayları anlatırken başvurduğu uzunca sonu gelmeyen cümleler, oldukça fazla benzetmeler, konular arasında geçişlerin okumayı biraz güçleştirdiğini söylemeliyim. Belki de çevirisinden dolayı da olabilir bu durum. Yine de Bradbury'nin bu eserini distopik romanları sevenler çok severek okuyacaklardır. Bana gelince, sırada Aldous Huxley'nin "Cesur Yeni Dünya" romanı var gibi görünüyor..