Herbert George Wells, her daim okuyacağım on yazar içerisinde mutlaka yer alacak bir tanesi. "En çok okuduğum kitaplar neler olabilir" diye düşünsem bu kitap muhtemelen yer alırdı. Wells hayranları sevecek iken ilk defa okuyanların gözünden dinleme şansı bulmak da güzel. Öyle ki aslında romanın zorlu ve tekrara düşen kısımları da var. Uzaylıların, daha doğrusu tam olarak Marslıların, dünyaya olan saldırısının işlendiği sanırım ilk romanlardan biriyken sinemayı da bu şekilde şekillendirebilen bir roman. İlginç ve akla gelmeyecek tasvirlerin yanı sıra gelecekçi ve tutarlı tahminler doğrultusunda etkisini artıran bir özellik taşıyor. Kitap aslında yazarın kendisinin bu uzaylı istilasını yaşıyormuşçasına anlatımına sahne oluyor ve haliyle birinci ağızdan anlatılarak gerçekçilik sağlanıyor. Öyle ki, yaşadığı Londra şehrindeki kasabaların adları sürekli olarak geçirilerek, konumdan haberdar olan okurlar için ek bir yaşanmışlık hissi doğurtabiliyor. Fakat yerelden bihaber yabancı okurlar bunu takip etmekte zorlanabileceği gibi, bu konumlar arası yaşanan ve görece önemsiz görünen bölümler, asıl anlatıdan kopulduğu hissini verebilir. Ben, buradaki anlatının bir es niteliğinde olduğunu düşünüp gerçekçiliğe genel bir katkıda bulunduğunu düşünmekteyim. Zira istila dahi olsa bundan direkt olarak etkilenmeyenler için hayat devam ediyor, etkilenenlerin ise insani diğer duyguları ortaya çıkıyor. Her zaman merak ve gizem dolu anlatıya yer vermeyen, kendi akışında bir roman. İngilizce olarak da okudum ve aynı zevki alabildiğimi söyleyebilirim.