Sen ne ananı sevebildin, ne kardeşlerini... Bir düşünceyi ise daha da hiç... Seni ancak gururun iyi yürekli, yüksek ruhlu ve fedakar yapabilir. Çünkü seni harekete geçiren biricik güç odur! Kendinden de fazla sevdiğin biricik şey!.. Seni iyi tanımayan, çalışmalarına, ateşli mücadelene, milliyetçilik idealine, bilgine, şiirine ve insan kişiliğini aşan her yüksek gaye için çırpınışına bakarak kolayca aldanabilir. Ama sen uzun zaman ne bu gayeye hizmet edebilir, ne de bir kimsenin yanında kalabilirsin. Ona da gururun engel olur. Gururun söz konusu olmadığı dakika bütün bunların senin için hiçbir anlamı kalmayacak ve uğurlarına küçük parmağını bile kaldırmak istemeyeceksin, o yüzden de kendi kendine ihanet etmiş olacaksın! Çünkü sen de çağının bir esiri olmaktan başka bir şey değilsin! Sen ne kadar gururlu olduğunun farkında değilsin ama ben seni çok iyi bilirim. Kendini ne kadar beğenmiş bir canavar olduğunu yalnız ben bilirim.
...
Sen her şeye karşı ilgisizsin! Ne seviyor, ne de nefret ediyorsun! Çünkü her ikisi için de biraz olsun benliğinden çıkmak, gururunu yenmek gerekir. Ve sen... bunu yapamazsın!.. Yapmak elinde olsa bile sana bunu yaptıracak güç yoktur. Başkasının sefaleti sana dokunmadığı gibi, üzüntü de vermez. Hatta gururunu okşamadıkça kendi sefaletine bile kayıtsız kalabilirsin. Ne bir şey arzular... ne bir şeye sevinirsin. Kıskanç değilsin. Ama bu iyiliğinden değil, hudutsuz egoistliğinden ileri gelir. Başkalarının ne mutluluğunu, ne felaketini görürsün. Hiçbir şey seni etkileyip harekete geçiremez. Ama hiçbir şey de seni durduramaz. Bu da cesaretinden değil... içindeki iyilik duygularının nasırlaşmış olmasından ileri gelir. Senin için gururundan başka bir şey yoktur. Ne kan bağları, ne içgüdüler... Ne Allah... ne dünya... ne aile... ne de arkadaş... Kendi
Hayatında okuduğu en iyi kitap Sefiller olan biri olarak benim için büyük bir hayal kırıklığı oldu. Sefiller ile Victor Hugo'yu sağduyulu, itidalli biri olarak düşünmüştüm. Ama bu kitap radikal hümanistik bir yaklaşımla yazılmış. Ben yazarla inatlaşmayan bir okuyucuyum. Yazar benim algımı nasıl yönetmek isterse teslim olurum, en azından kitap bitene kadar. Bu kitabı okurken de idam mahkumunun üzüntüsüne ortak olabileceğim bir neden aradım umutla, ama yok! Yazarın benden istediği tek şey bir insanın şu veya bu şekilde ölümü hakediyor olmasına üzülmem ve buna karşı çıkmam. Mahkumun hislerine ortak olacağım yerde, onun katil, tecavüzcü sapık, pedofili, negrofili, rüşvetçi ve torpilci yüksek memur, vatanına ihanet eden bir asker olabileceği düşüncesini kafamdan atamadım. Bak mesela bir yazar bu saydığım suçların idamlık suçlar olmadığını ifade etse, güzel güzel açıklasa saygı duyarım. Keza var böyle düşünceler. Çevresine zarar veren bir ruh hastasının her şeyden önce bir "hasta" olduğu... Bir prostat hastasının altına kaçırması gibi bir pedofil hastasının iradesini kontrol edememesi mesela... Sonra o rüşvetçilerin, torpilcilerin, vatan hainlerinin yaptıkları; çocukken aileden ahlaki değerler eğitimi almamış olabilecekleri, seçemediği hayatının kendisine biçtiği rolü zayıf bir iradeyle oynamasının gayet "insani" olduğu... Tartışılabilir, iddia edilebilir konular bunlar.
Sözümün özü -bu kitaptan bağımsız olarak söylüyorum- herhangi bir düşünce sistemini ajitasyonla/duygu sömürüsüyle dikte etme çabasına itibar etmiyorum. Victor Hugo ise hala en sevdiğim kitabın yazarıdır. Canım Sefiller :)