Elçin Ertem

10/10
·1025 syf.··
Beğendi
·
2022 2. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 28 Şubat 2022 16:33
Ön okuma yapan herkesin bildiği gibi Dostoyevski hayatının üç evresini üç kardeş olarak yansıtıyor bu son eserinde. Genelde karakter analizleri bu üç karekterle sınırlı kalıyor. İnternette aradım fakat enine boyuna analiz yapılmış Türkçe kaynak bulamadım. Açıkçası ben de üç kardeş ve babayla uşakları dışına çıkmayı düşünmüyorum yapacağım incelemede. Fakat Fyodor baba ve ev halkını okurken Freud'ün psişik elemanlarını düşünmeden edemedim. Bu konuda özellikle psikoloji okuyanların değerlendirmeleri benim için çok önemli. İncelemeye geçmeden önce romandaki olaylara hiç temas etmeyeceğim için spoiler olacağını düşünmüyorum. Fakat karakter analizi içerisinde, okumadan önce bilmekten hoşlanmayacağınız şeyler de olabilir. Ben uyarım yapayım da.. Dimitri: Yazarın gençlik dönemini yansıtıyor. sadece manevi hisleriyle yaşayan aşırı romantik karakter. O kadar ki, bir adamın ölmesi gerektiğini düşünüyorsan onun katilisindir zihniyetinde. Bu karakterin gerçeklikten kopmadan bu kadar sert karikatürize edilmesi tam bir ustalık işi. İvan: Dostoyevski'nin nihayet gözünü açıp uyandığı, etrafına bakıp hayatı sorguladığı ilk dönemi yansıtıyor. İvan rasyonalist ve sosyalist kafada fakat süfli hasletleri olan bir karakter. Abisi Dimitri nasıl ki manevi hislerinden başka gerçek görmüyorsa kendisi de o kadar maddi hislerine tapan biri. Romandaki en bencil, en aşağılık karakter. evet baba Karamazov, Fyodor da dahil. Şahsi düşüncemi söylemiyorum, romanda yazan bu. Ancak bu tespit kitapta baba tarafından ifade edildiğinden okuyucu kayıtsız kalabilir. Ama doğru bi tespittir. Babasının içi de dışı da katıksız hayvandan ibaret bir karakter. İvanınsa dışı insan içi hayvan... İvan iyi bir eğitim almış, toplumsal gerçeklere vâkıf olmuş biri. Daha alçak olmasının sebebi de babasından farklı olarak
Psikoloji
Karamazov KardeşlerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202545,3bin okunma
Reklam
6/10
·167 syf.··
2021 23. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 22 Aralık 2021 02:54
Platon'un Devlet'ini bitirdikten sonra okumaya karar verdiğim bir kitaptı. Ütopya hakkında tek bildiğim Devlet'in daha yumuşatılmış, insancıllaştırılmış hali olduğuydu. Haliyle daha geliştirilmiş bir ideal devlet anlayışı göreceğimi umuyordum. Ama beklediğim gibi olmadı. Yazar, rönesansın ve hümanizmanın etkisinde kaldığından insanın mutluluğuna odaklanmış. Kitabın tek karakteristik özelliği bu zaten. Kulağa da hoş geliyor fakat bu o kadar gerçekçilikten uzaklaşmasına sebep olmuş ki Ütopyadaki insanların birer robot olabileceğini düşünmeden edemedim. Müthiş bir baskıcı rejim var ve buna rağmen herkes mutlu olabiliyor. (Aklıma Cesur Yeni Dünya geldi hemen. Orada da her tabakadan insanlar çok mutluydu ama onlara dünyaya gelir gelmez telkinde bulunuyorlardı. Ayrıca genlerine ve zekalarına hükmedilebiliyordu.) Baskıcılık demişken örnek vereyim; insanlar saat 8'de yatıp 6 saat uyurlar, yemeklerini topluca yerler (evde yemek isteyen olabilir ama bu insanlara iyi gözle bakılmaz) sofrada oturma düzeni rahipler baş köşede, yaşlılar onların yanında olacak şekilde oluşturulur. Ama gençlerin arasına da yaşlılar serpiştirilir ki gençler laubali konuşmasınlar:) Sonra mabette de insanların tuzluk gibi dizilmesi gerekiyor. Kadınlar bir tarafa, erkekler bir tarafa... Ama karı koca birbirlerine denk gelecek hizada dururlar. Özellikle sonlara doğru çalakalem yazılmış gibi hissettiğim yerler oldu. Yazar sadece hayalini söylüyor ama altını mantıklı bir şekilde doldurma ihtiyacı hissetmiyor. Ütopyalıların suç işlemelerini gerektirecek sebeplerinin olmadığını söylemek fazla romantikti mesela. Bir de tutarsızlık olarak gördüğüm iki şey vardı; ülkede isteyen istediği dine inanmakta özgür ama ateistlere insan muamelesi yapılmaz, onlar hayvanlarla eş değerdedir. Hele inançsızlık propagandası
Felsefe
ÜtopyaThomas More · Dergah Yayınları · 201724,6bin okunma
5/10
·149 syf.··
2021 8. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 20 Mart 2021 09:44
Lisedeyken, okul tarafından bana zorla satın aldırtılmış bir kitaptı. Hem kişisel gelişim kitaplarını sevmememden dolayı hem de bana, gasbedilen 3 liramı hatırlattığı için uzak durdum bu kitaptan. Kişisel gelişim kitaplarıyla ilgili düşüncem değişmedi. Kitabın son cümlesini yazarsam daha iyi anlaşılır bu: "Zirvede sensiz bir kişi eksiğiz! Şimdi sıra sende!" Elbette kitabın her yeri vıcık vıcık motivasyon cümleleriyle dolu değil. Çok beğendiğim yerler de oldu. Yazarın çabasına da çok saygı duydum. Hatta bazen düşündüm; Kafka'nın, Zweig'ın, Sadık Hidayet'in karamsarlıklarla dolu eserlerindense şu elimdeki kitap daha erdemli bir amaca hizmet ediyor en azından. Ortaokul ve lise öğrencileri için faydalı olabilir belki.
Kişisel Gelişim
Her Şey Seninle BaşlarMümin Sekman · Alfa Yayıncılık · 202316,7bin okunma
9/10
·236 syf.··
Beğendi
·
2021 7. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 16 Mart 2021 16:58
Bu kitap Said Halim Paşa'nın 1910 ila 1922 yılları arası yaşanan çalkantılı dönemde yazdığı makalelerden oluşuyor. Said Halim, İslâmlıcılık akımının en önemli temsilcilerinden. Dolayısıyla Abdulhamid karşıtı bir meşrutiyetçi... Fakat meşrutiyetin ilanından iki yıl sonra bile beklenen gelişme gerçekleşmeyince Said Halim'in ıslahata dair düşünceleri kaleme dökülüyor. Önce ülkedeki mevcut hastalığa deva olacağı düşünülen Batıcılık anlayışını yerden yere vuruyor. Zaten o dönemdeki akımların muteberlik ve mensubiyet bakımından en zayıf olanını çürütmek için argüman üretmekte pek zorlanmıyor yazar. Said Halim'e göre Batı'nın derdine deva olan çözüm yollarını ithal edip kendi ülkemize uygulamak biyolojiyle antropolojinin aynı şey olduğunu iddia etmek gibidir. Bir siyahinin, bir Kızılderilinin ve bir Asyalının bacakları kırılmışsa bu üç kırığı tek bir cerrah aynı yöntemle ameliyat edebilir. Fakat Osmanlı'nın, Fransa'nın ve Cezayir'in geri kalmışlığını bir toplumbilimci, tek bir ıslahat yöntemiyle geliştiremez. Çünkü toplumlar biriciktiktir, sorunları biriciktir ve çözümleri de biricik olmalıdır. Batı'ya şifa olan demokrasiyi bizim için çok tehlikeli görüyor. Batı halkının, kendilerini temsilen seçeceği tabakanın hâlihazırda ülke yönetimine vâkıf insanlar oldukları için, demokrasi onlar için makûl bir çözüm olurken; bizde ise halk kendisini temsilen, liyakatli gördüğü ağaları, beyleri, hocaları, papazları seçecektir. Ve bu da demokratik olarak(!) feodaliteyle yönetileceğimiz anlamına gelecektir. Çözüm önerisi olarak ise Said Halim; biraz afaki, biraz ütopik bir tablo çiziyor: Devlet başkanını yönlendirecek olan danışmanlar, Osmanlı geleneğine ve dine bağlı fakat aynı zamanda milli ve dini kültürümüzü eleştirebilecek, yozlaştığımız yerde toplum yapısını sarsmayacak şekilde
Tarih
Bütün EserleriSaid Halim Paşa · Büyüyenay Yayınları · 201633 okunma
Üç İstanbul ve Bir Halide Edip
8/10
·576 syf.··
Beğendi
·
2021 5. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 07 Mart 2021 15:17
Üç İstanbul benim için; başları heyecanlı, ortası hayal kırıklığı derken, sonu müthiş biten ve iyi ki okudum dediğim bir kitap oldu. Olayların süreci Abdulhamid'in düştüğü yıl olan 1908'den bir kaç yıl öncesinden başlıyor ve Milli mücadele kahramanlarının - kitaptaki nâmıyla "Ankara'nın" - İstanbul hükümeti ve işgalci devletlere üstünlük sağlamaya ramak kaldığı 1920-1921 tarihlerinde sona eriyor. Kitabın konusu ise bu tarihlerde yaşayan entelektüllerin eleştirisinden ibaret. Yazar bizi onların şaaşalı dünyasına öyle bir sokuyor ki ne Balkan kıyımı ve büyük toprak kayıplarını, ne dünya savaşındaki acıları, ne de milli mücadelenin heyecanını hissediyorsunuz. Tıpkı romandaki aydın geçinen karakterlerin hissetmediği gibi... Mithat Cemal'in bu eserde dikkatimi çeken iki sanatı vardı. Biri betimleme... Ama çağdaşı olan yazarların yaptığı gibi kuru ve gereksiz bir betimleme değil. Mesela yalıların, konakların ve içindeki mobilyaların... hatta güzelliği ve eğitimi nisbetince rütbeyi artırdığı düşünülen kadınların betimlemeleri öyle güzel ve sanki ülkenin asıl meselesi bunlarmış gibi ince ince işlenmiş ki gerçekten kilometrelerce ötede memleket mezbahaya mı dönmüş, halk ekmek yapacak un mu bulamıyor aklınıza bile gelmez. Betimleme konusunda zirveyi yakaladığını düşündüğüm yer ise meşhur Mermer Yalı'da büyüyen, atadan aristokrat, Paşa kızı Belkıs'ın düşüşü... Bu sahnede, rezaletin ve sefaletin tasviri konusunda allame-i cihan olan İhsan Oktay Anar kadar olamasa da en azından bir Charles Dickens tadı alıyorsunuz. İkinci sanatı ise ruh çözümlemesi... Bu konuda en çok hayran olduğum kısım, ittihatçıların dönemi kapanıp da Adnan davasız kaldığı zaman bir ikileme düşüyor: bir yanda pek gönül vermediği, Damat Ferit'in başını çektiği Hürriyet ve İtilaf tayfası... diğer yanda daha sıcak baktığı, milli
Tarih
Üç İstanbulMithat Cemal Kuntay · Oğlak Yayıncılık · 20203,372 okunma
Reklam