Ne yazacağımı bilmiyorum. Çok karmaşık bunalmış ve acı içinde bir o kadar da boş bomboş hissediyorum. Duygularımı dile getirmeyi bırak hissetmekte zorluk çekiyorum. Ama ağlayamadım.
Yozo.. Yozo.. bunu haketmedi. Hiç bir insan böylesine bir yaşamı haketmez. Sorarım size Yaşam hakedilecek bir şey mi?
Yalnızlıkla yanmış kavrulmuş bir ruh aslında Yozo. "Kinta ve Ota'nın maceralarını çizerken aniden memleketimdeki evim aklıma geliyor, yalnızlığımdan kalemim kıpırdamıyor, bazen yüzüstü kapanıp ağlıyordum." diyor yazar. Yozo ailesi tarafından, ailesinden koparılmış bir çocuk, tek kalmış, kimsesiz, hayatta hiçbir ilişkisi temel bir dayanağa dayandırılmamış bir çocuk. Hiçbir zaman içinin bilinilmediği bir insan dahası çocuk. Kitabın sonunda yaşlı kadın Yozo hakkında, hepsi babasının suçuydu diyor.
İçinde hiç Sevgi barınılmamış sadece korkuyla büyümüş bir çocuk. Sevginin varlığından bihaber, insanlardan hatta tanrıdan bile korkan bir çocuk. Sevgiye değil korkuya inanan bir çocuk. "Öyle ki cehenneme inansam bile bir türlü cennetin varlığına inanamıyordum." diyor. Sevgi onun dünyasında hiç olmamış.
Ve biz okuyucuların içini kavuran kısımda burasıdır muhtemelen. Bir insanın hele ki bir çocuğun hayatı boyunca hiç sevgi görmemiş, görememiş olması vicdanlarımızı tetikliyor. Dünyanın bu kadar kötü bir yer olabileceğini kabul edemiyoruz, etmek istemiyoruz.
Osamu Dazai 'yle bu kitabıyla tanışmış oldum. Kitabın sade bir dili var ancak okuduğum yayından kaynaklanıyordur belki de, dili akıcı değildi. Okurken yer yer Dazai de Sadık Hidayet izleri gördüm. Onun melankolik tavırları vardı. Tasvirleri üstünkörü, okuyanın hayal gücüne bırakılan bölümlerdi. Okunması gereken kitaplardan, ancak doğru zamanda.