Beni çeken şey, dışarıdan bakılarak ölçülebilen dış güzellik değil, daha derindeki, daha katıksız bir şeydi. Tıpkı bazı insanların yağmur fırtınalarına veya depremlere karşı gizli bir tutku beslemeleri gibi, ben de karşı cinsten gelen tanımlanamayan şeyleri seviyordum.
Burada kalırsam içimdeki bir şey sonsuza dek kaybolacaktı
-kaybetmeyi göze alamadığım bir şey. Bir tutku, yarım kalmış bir arzu, belli belirsiz bir düş gibiydi.
O zamanlar bilmiyordum. Birini tekrar düzelemeyecek kadar kötü kırabileceğimi. İnsan, sadece var olarak diğer bir insanda dönüşü olmayan yaralar açabiliyordu.