Mesela, genç bir subayken Mısır’a gidiyor, manevralara... Orada bir tayyareye binmek istiyor; beraber gittiği komutanlardan biri elini tutuyor ve “Kemal,” diyor, “bilmediğin aş karın ağrıtır, otur oturduğun yerde.” Atatürk’ün binmek istediği tayyare düşüyor ve içindekiler ölüyor. Mesela, Atatürk bu olaydan sonra hayatı boyunca hiç tayyareye binmemiştir.
“Başka bir insandan dua ile medet umamazsın. Dua edeceksen Allah’a et, neye inanıyorsan ona et; ama başka kullara kulluk etme adetinden vazgeç,” diyor Atatürk.
Fakat bir taraftan da çaresiz, ne yapsın? Bir yerden başlamak lazım. Yanlış yolda olduğunu gördüğü şeylerin önünü kesmeye çalışmış ama cehalet öyle bir şey ki, peşini bırakmıyor. Mani olamıyor; hele vefatından sonra mani olmak neredeyse imkânsız, çünkü yerini bıraktığı adamların pek çoğu cahil.
Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı’nı kazandıktan sonra elinde kalan Türkiye gerçekten bir enkazdı. Trakya’yı belki bir ölçüde bu iddianın dışında tutabiliriz ama Anadolu’nun taş devrinde olduğu bir metafor değildir. Anadolu’da gerçekten hiçbir şey yoktu.