Valhalla-El İlah kitabımın basımı tamamlandı ve kitapçılarda satışa başladı. Buraya en uygun fiyatın olduğu Kitapyurdu linkini bırakıyorum. Destekleriniz için teşekkür ederim. Sağlıcakla kalın.
kitapyurdu.com/kitap/valhalla-...
Siz hiç çocuğu için çaresiz kalmış, umutları tükenmiş bir anne oldunuz mu?
Ben oldum.
Agnes de oldu; tıpkı benim gibi.
Okuduğum her satırda onun acısını yaşadım, onunla birlikte gözyaşı döktüm. En küçük oğlum doğduğundan bu yana — yani beş yıldır — kendimi daha çok kitaplara verdim. Belki başka hayatlarla karşılaşırsam, kendi hayatımı ve acılarımı bir nebze olsun unuturum diye düşündüm.
Ama bu kitapta kendi acılarımla yüzleştim.
Bir annenin çaresizliğini, mücadelesini okurken adeta kendi hayatımı seyrettim. Çünkü bir annenin, evladı olduktan sonra kendine dair bir hayatı, bir gelecek kaygısı kalmıyor. Onun tüm kaygısı, evlatlarının hayatı ve geleceği oluyor.
Kitapta şöyle diyor:
“İşe yarayacağını bilsem, kalbimi yerinden çıkarır, ona verirdim.”
İşte anneliğin tam tanımı tam olarak bu.
Kitapta sözler şöyle devam ediyor:
“Hayat varsa, umut da vardır.”
Agnes için belki artık geç…
Ama benim için değil.
“Hayat varsa, umut da vardır,” diyerek sözlerime son veriyorum, YiğitAlim..
Bazıları bir anda bambaşka bir dünyada gözlerini açar, bir diğeri okuduğu kitap ya da oynadığı oyunun içine girer, bazılarına truck-kun çarparak onu hiç bilinmeyen âlemlere teleport eder, e aralarından birkaçı da hakkın rahmetine kavuştuktan sonra başka biri olarak reenkarne olur. Hele ki Uzak Doğu’da yaşıyorsanız eğer bunlardan birini yaşama ihtimaliniz kuvvetle muhtemel ama şansınız kötüyse bu senaryoların absürt bir versiyonuna da denk gelebilirsiniz.
Mesela bu hikâyedeki ana karakterimiz ani ölümünün ardından canavarların, büyünün ve türlü tehlikelerin olduğu bir evrende en güçsüz varlıklardan biri sayılan bir slime olarak reenkarne oluyor. Bayağı bildiğiniz, elinizde mıncıkladığınız slime’ın bilinçli hâli; gözü yok, ağzı yok, herhangi bir tehditkârlığı da yok. Doğada hayatta kalmak için yaratılmamış resmen. Ha bu arada bu tatlış mavi arkadaşın adı da Rimuru.
Hikâye boyunca onun bu dünyadaki güçlenişini, çevresini nasıl genişlettiğini, pek çok farklı türden canavarı hangi yollarla yanına çektiğini ve varlığını tehdit eden İblis Lordları gibi büyük isimlerle nasıl mücadele ettiğini okuyoruz.
Şimdi doğruya doğru Rimuru biraz fazla ve hızlı şekilde power-up alıyor ama o ne zaman güçlense hem kendi tarafındakiler güçleniyor hem de ortaya daha güçlü karakterler çıkıyor; yani sürekli daha üst seviye mücadeleler görüyoruz. Bu da sıkılmayı zorlaştırıyor.
Bu manganın animesi de var, üstelik 3 sezon kadar; ben de neredeyse tamamını izledim. Henüz ilk çıkmaya başladığı zamanlar her hafta takip ediyordum. Yani hikâyesini merak ediyorsanız animesi de gayet güzeldir; eğer manga sıkıcı geliyorsa onu izlemenizi önerebilirim. Ben mangayı internetten okuduğum için belli bir yere kadar çevirisi azıcık kötüydü ama dediğim gibi zaten animesini izlemiş olduğum için herhangi bir
Normalde kitabı kapağına göre yargılama derler de ben yargılayacağım. Yapay zeka ile yapıyorsun kapağı bari az bir şeye benzese. Yapay zeka olması rezalet, bu kadar berbat bir kapak çıkması ayrı rezalet.