Öhöm öhöm (yine öksürük efekti)
Bundan tam 20 sene önce öğretmen lisesinde başladı bu güzel hikaye. Lisede staja gittik biz, matematik anlattık minnacık çocuklara. Başka meslekler de seçebilirdik elbette. Öğrencilerim soruyor “matematik öğretmeni olmasaydınız ne olurdunuz?” diye. Olmazdım diyorum, düşünemiyorum çünkü başka türlüsünü. İstemeyerek, sadece matematiğin hatırına gittiğim eğitim fakültesi bana çok şey kattı. Belki de aile olmayı orada öğrendim ben. Koskoca profesörlerin odalarında öğrencilerine kahve demlediğinden.
Anlatacak elbette çok hikayem, kelimelere sığmayacak duygularım var. Özetlemek gerekirse de “iyi ki öğretmenim” diyeceğim ☺️
Bunlardan size ne mi, bence de öyle 😎
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Selam dostlarım
Tabii ki kendi kitabıma inceleme yazmayacağım ama burada anlatmak istediklerimi bu şekilde dile getirmek istedim. Biraz kendimden ve yazma sürecimden bahsetmek istiyorum.
Ben Begümora.
Liseden beri en büyük hayalim yazar olmaktı. Ortaokulun sonlarında gizli gizli, biraz da saçma sapan öyküler yazardım. Lisede yazdığım kısa yazılarla fark ettim ki kelimelerle kendimi çok daha iyi ifade ediyorum. Bu yüzden yazdım, yazdım ve yazdım. Ta ki bir alay konusu olup hevesim kırılana kadar.
Bir gün defterim ele geçirildi, karalandı, hatta arkasına küfürler yazıldı. O günden sonra yazmayı bıraktım. Ama o an anladım ki ben sadece yazmayı değil, kendimi de yarım bırakmıştım.
Lise üçüncü sınıfta aklıma gelen bir fikirle bir kurgu yazdım. İçimden gelen bir cesaretle edebiyat öğretmenimi ikna edip TÜBİTAK’a katıldım. O kadar heyecanlıydım ki. Tekrar yazmak bana kendimi iyi hissettiriyordu. Ders yoğunluğuma rağmen yaklaşık 100 sayfalık bir kurgu yazdım. Her şeyiyle ben ilgilenmiştim. Ve o TÜBİTAK günü… Kapakta birkaç öğrencinin ve öğretmenimizin olduğu o dosyayı sundum. (Hâlâ saklıyorum.)
O an aklımdan geçen tek bir şey vardı:
“Ben yazar olacağım ve imza günümde kendi kitabımın başında olacağım.”
İçimde bir yerlerde bu doğru gelmişti. Cesaretimi toplayıp kendin bas mantığıyla ilerleyen bir yayınevine yazdım ve beni kabul ettiler. Sadece belli bir ücret gerekiyordu. O kadar heyecanlıydım ki.
Ama maalesef yine kimse bu yolda benimle olmadı.
Öğretmenlerim “Kitap yazmak öyle kolay değil.” dedikçe içimdeki heves azaldı. Asıl sebepse yalnızlığımdı.
Pes ettim.
Yarım kaldım.
Yıllar geçti. Ben artık hayalleri ve benliği yarım kalmış bir genç kızdım. Kelimelerime bile küsmüştüm.
Üniversiteye geçince sorumluluklarım arttı, sıkıştım, kelimeler boğazımda kaldı.
Yarım