Babamın içindeki hayvanı düşünüyordum. Kesinlikle kuş değil. Çünkü hiçbir kuş beşinci kattan atladığında çakılmaz yere. Üstelik kuşların kanatları olur. Babamın kanatları yoktu.
Çünkü insan denen mahlukun en önemli niteliklerinden biri unutmaktı. İyiliği de kötülüğü de, acıyı da mutluluğu da, korkuyu da sevinci de unuturlardı. O yüzden aynı hataları tekrarlarlardı.
Ama insan denen o ölümlü mahluk, her türlü belanın, her türlü melanetin kaynağıydı. Kahramanina da, hainine de, cesuruna da, korkağına da, yıkıcısına da, asla güvenilmezdi. Birbirlerine yaptıklan kötülükler yetmezmiş gibi, kurdundan kuzusuna, çiçeğinden ağacına her türlü canlıya zarar vermekten çekinmezlerdi. Ne çekinmesi, bu kötülükten zevk alırlardı.
Ama bütün bu yıkıcılıklarına, aptallıklarına, riyakârlıklarına, zayıflıklarına ve korkaklıklarına rağmen onları sevmekten kendimi alamazdım. Tuhaf bir tutkuydu bu. Aslında onlara bakarken bir parça kendimi görür gibi oluyordum.
"Çocuklarından nefret edenler sonsuza kadar nefretle anılacaktır. İster ölümlü olsun, ister ölümsüz, kendi soyuna ihanet edenler, ihanetin en korkuncuyla cezalandırılacaktır."