varoluşçuluk bir binaysa varlık ve zaman o binanın en sağlam kolonlarından biridir.
kitap modern felsefenin yönünü değiştiren ontolojik bir eleştiridir. heidegger felsefenin özünde barındırması gereken ancak tarihsel olarak göz ardı edilegelen temel bir soruyu yeniden gündeme getirir: “varlık nedir?” batı felsefesi, tarihsel düzlemde özellikle de platon’dan itibaren var olanlara odaklanmış, bu var olanların nasıl var oldukları, yani varlıkları meselesi ise giderek unutulmuştur. heidegger, bu unutuluşa seinsvergessenheit* der ve bu durumu aşmak için temeli yeniden inşa etmeye "kalkışır". bu inşa sürecinin merkezinde bittabi, varlığı anlayabilecek ve bu soruyu sorabilecek yegâne varlık olan insan yer alır. heidegger bu varlığa sıradan bir “insan” değil, “orada-oluş” anlamına gelen dasein der. dasein, dünyada bulunan değil, dünya ile ilişkisi içinde varlık bulan, var olan, varlığına ilişkin tasarılarda bulunan bir varlıktır. onun varoluşu yalnızca biyolojik bir gerçeklik değil, anlamla iç içe geçmiş bir ontolojik yapıdır.
dasein’in bu anlam yüklü varoluşu, zamansal bir yapı tarafından belirlenir ve bu zamansallıktan bağımsız değildir, olamaz. insan geçmişten gelen bir mirasla şekillenmiş, şimdinin içinde eylemde bulunan ve geleceğe yönelen bir varlıktır. bu üçlü zamansallık, dasein’in kendi olanaklarını kavramasına ve bu olanaklar doğrultusunda varoluşunu gerçekleştirmesine olanak tanır. en temel olanak ise ölümdür. ölüm, heidegger’in ifadesiyle dasein’in “en kendi”, “en son” ve “aşılmaz” imkânıdır. ölümle yüzleşmek, klişe denebilecek bir tabirle bireyin kendi sonluluğunu ve varoluşunun sınırlılığını tanımasıdır. bu tanıma, potansiyel itibariyle kişiyi gündelikliğin rastgeleliği içinden çıkararak sahici bir yaşama yöneltebilir. heidegger’e göre sahicilik*, bireyin kendi