Yine bir İskender Pala romanı. “Abumrabum”da abartılı bulduğum, “Karun ve Anarşist” de eh işte dediğim, ama “İtiraf” da muhteşem olarak değerlendirdiğim yazarın yine beğendiğim ama muhteşem diyemeyeceğim romanı. Tabi edebi yönden böyle konusuna hakim bir yazarı eleştirmek haddime değil, benim yorumum yalnızca okunabilirlik ve keyif alma açısından olabilir. İskender Pala’nın tüm eserleri büyük bir emeğin ve bilgi birikiminin ürünü, bunun bilincinde olarak yazıyorum satırlarımı, elimden geldiğince haddimi de aşmadan. Öncelikle daha önce örneğini görmediğim bir kurgu, yani bir kitap tarafından anlatışan bir roman, bu kısmı gerçekten ilginçti. Adı geçen kitap “Leyla ile Mecnun” olunca temelde bir aşk romanı çıkıyor karşımıza. Beni etkileyen bir soru ve bir saptama vardı romanın içinde aşka dair. Kays’ın aşkı mı büyüktür yoksa Leyla’nınki mi? Cevabı şöyle açıklanmıştı “Kays evet aklını yitirmiş ve adı Mecnun’a çıkmıştı. Çıldırmıştı ama çağlar boyu tüm akıllılar onu kıskanmıştı. Öte yanda Leyla vardı, aşkını anlatmasına töre'nin engel olduğu, sevdiğini söylemeyi ar edinmiş, geleneklerin tutsağı. Aşkını gizli tutan aşık , elbette açıklayandan üstündür.” Bu cevap bana tartışmaya açık gibi geldi. Yine aşk ayrılığının azap olduğu hatırlatılıyor romanda, azap kelimesinin kökü olan “azp”ın ise “lezzet” demek olduğu vurgulanıyor. Böylece aşk azabının da bir lezzeti olduğu, aşka ait dertleri zevk edinmek gerektiği belirtiliyor. Kitap aşk romanı olduğu kadar yaklaşık 300 yıllık bir dönemi anlatıyor ve bu nedenle de karşımıza tarihin çok ünlü karakterleri çıkıyor. Yani aşk romanı olduğu kadar bir tarih romanı da aynı zamanda. Tarihi seven biriyseniz bu yüzden romandan keyif almamak imkansız elbette.. Fuzuli’den tutun, Kanuni, Evliya Çelebi, Baltacı Mehmet Paşa, Nef’i, Nedim,