Yaşlılık ile "bilgelik" birbirine yakıştırılır. Bilgelik nedense ağırbaşlılıkla karıştırılır. Oysa Sokrates örneğinden hareket edersek her yaşta bilge olmak mümkündür. Yaş aldıkça artan deneyim, eğer düşünceyle gelişmemişse, sorgulanmamışsa, buradan saygı duyacağımız herhangi bir tutum doğmaz. Sofu birinin tespih çekerek tanrıya yakarmasının bilgelikle ilgisi yoktur. Bu olsa olsa korkudandır, tanrıdan az ceza almak için yalvarmaktır.
Walter Benjamin'in Pasajlar'ı yarım kalmış bir eser, ki Benjamin yarım kalmış bir ömrü sürdü. Her çağın düşlere dönük bir yanı, çocuksu bir yanı vardır diyen Benjamin, intihar ederek Nazilerin elinde ölmek yerine kendi yazgısını belirledi. Adorno kadar talihli değildi. Otel odasında kendini öldüren bir düşünür, aşağıda onu bekleyen katiline teslim olmadı. Aklında Pasajlar'ın hangi parçası vardı kim bilir?
Dostoyevski'nin amacı bir kıvılcım çıkarmaktır. İnsanı yasalardan, kozmik düzenden, her şeyden kurtarmak, özgürleştirmek, yazgısını izlemek, bu yazgının onu ister istemez götüreceği yeri açığa çıkarmaktır amacı.
Eser 147 sayfadan oluşmaktadır.
Sednaya Hapishanesi'nde yaşamını yitirenlerin anısına yazılmış olması fazlasıyla vicdanımızı ve hüznümüzü dile getirmemiz için oldukça anlamlı.
Eserimizin konusu, 6 şubatta Hatay da yaşanan depremin yaslı gününü fazlasıyla hissettiriyor.
Kitap, kuzeni Ferit'in deprem haberini aldıktan sonra İstanbul'dan Hatay'a giden bir anlatıcının gözünden başlar. Anlatıcı, enkazın başında beklerken Ali adında Iraklı bir mülteciyle tanışır. Ali, enkaz altında kalan eşini ve kızını beklemektedir. İki adam, farklı dillerden ve geçmişlerden gelseler de aynı enkazın başında, aynı acıda eşitlenirler.
Roman ilerledikçe Ali’nin Irak’tan başlayıp İran, Van ve İstanbul’a uzanan zorlu yaşam öyküsüne tanık oluruz. Saddam döneminin askerlerinden kaçış, toplama kampları, şiddet, yoksulluk ve mülteci olmanın ağırlığı Ali’nin hikâyesi üzerinden anlatılır ki okurken fazlasıyla düşündüğüm kısımları oldu biz insanlar bazen o kadar acımasızca insanları sorgulayabiliyoruz ki neler yaşadıklarını bilmeden insafsızca yargılayabiliyoruz.
Hatay’daki bir enkazın başında başlayan bu konuşma, aslında tüm Ortadoğu’nun ve kimsesiz bırakılmış insanların hikâyesine açılan bir kapı niteliğinde.
Hüzünleneceğiniz ve tüm insanlığın kendi muhasebesini yapıp vicdanını sorgulatacak konusu güzel düşünülerek yazılmış bir eser.
Acının, savaşın, işkencenin olmadığı tüm güzelliklere açılan insanların olduğu bir dünya temennisiyle..