İnsan nerede büyüdüyse, orası sonsuza dek
içinde kalır, sana iyi de gelse kötü de gelse, her şey unutulsa bile orası hatırlanır. Neredeyse seni öldürecek olsa bile. Yaşadıklarının rüyalarına sızıp kâbuslarını körüklese bile. Bazen oradan kaçıp bir daha dönmemeye yemin etsen bile, günün birinde kendini tam da oraya dönerken bulursun. Hayatının geri kalanına başka bir yerde devam edebilmek için tek dileğin, kafanı eğip aklını kaybetmeden oradan geçip gitmek olur.
Ne demişler? Dilekler at olsaydı dilenciler binerdi ama hiçbir dilenci bu söz yüzünden dilek dilemeyi bırakmaz.
Her şey sürekli değişim halindedir, bir an içinde gerçekleşebilir. Olmaz dediğin şey olur. Gelmez dediğin gelir. Bitmez dediğin biter. O yüzden sen sen ol hayata fazla direnme, sadece teslim ol ve olacakları izle. Olması gereken oluyor zaten. Eğer öyle olmasaydı gelecek önceden bilinirdi. Bu da varlığın yok olması anlamına gelirdi. Ama ne varlık yok edilebilir ne de gelecek bilinebilir. Değişim ve dönüşüm ile bilinmeze doğru yol almak maalesef ki insanoğlunun kaderidir.
Çoğu zaman berbat bir günü kurtarıp sadece ayakta kalabilmek başlı başına büyük bir başarıdır. Kimsenin bilmiyor olması ya da anlamaması onu daha basit hale getirmez. Ben ne kadar uzun bir zamandır kendimle savaşıyorum hiç haberin var mı?
Bildiğim, insanın sadece kendisini sevebildiğidir. Kendisini sevmediğinde sevgiyi dışarıda arar. Aradığı aslında kendisidir. Kendi gibi düşünen, kendi gibi davranan kişileri seçip onlarla bir araya gelerek varoluşuna teyit almak ister ancak alamaz, manevi destek arar ama bulamaz çünkü aradığı şey dışarıda değildir.