Ekmek kavgası, var olma mücadelesi her geçen gün biraz daha tüketiyor insanı. Yaşam adım adım ağırlaşıyor; nefes almak bile kimi zaman bir yük gibi geliyor. Üstelik bazıları bu yolculuğa sıfırdan değil, eksilerden başlıyor. Oysa emek vermek, alın teriyle yaşamak, doğaya zarar vermeden, kimsenin hakkına el uzatmadan sessizce bir köşede soluk almak bu kadar ağır bedel gerektirmemeli. Burada bir yanlışlık var.
Dünyayı çocuklar yönetmeli. Çünkü onlar yetişkinlerden daha temiz, daha vicdanlı. Ne var ki büyüdükçe, görünmez bir el beyaz duvarları hoyratça siyaha boyar gibi onların kalplerini de karartıyor. İşte bu yüzden ötekileştirme, acı, katliam ve savaş hiç eksik olmuyor. Sistem kör, sağır ve bencil topluluklarla kendini yeniden üretiyor.
İnsanlar neden bu kadar kötü, bencil ve zorba? Bu kadar rahat yalan söyleyip başkalarının acılarının üzerinde nasıl tepinebiliyorlar? Şişkin egoları ile çevrelerini kırıp döküyor, sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam ediyorlar ve korunuyorlar. Hayat bazılarımız için zaten acımasız ve adaletsiz.
Çernobil kazasının hemen ardından biz öğretmenler aracılığıyla her gün çocuklara fındık ve üzüm dağıtıldı. Kolilerle gelirdi. Ama sonra birden kesildi. Neden? Devam eden yıllarda neden hiç gelmedi? Yoksa o yıl dışarıya satılamayan ürünleri mi bizim çocuklara yedirdiler? Belki de bizim kuşağın en çok sorgulamadığı şey buydu.