Seda birgülen

Seda birgülen
@Sdkmn
Müthiş
Puan vermedi·342 syf.··
2025 21. kitabı
Olayların hangi zamanda hangi ülkede ve hangi savaş sırasında geçtiğini bilemediğimiz müthiş bir üçleme. Abartısız,yalın ve bir o kadar da çarpıcı bir dil ile anlatılan savaş,açlık,yoksulluk,vahşet,ölüm,delilikler…okurken içinde kaybolacağınız ve son bölümde yaptığı ters köşe ile tokatlanacaksınız. Hangi detayı anlatsam sürprizi bozacakmışım gibi hissettiğim için korkarak yazdığım bir yorum oluyor. Savaş sırasında ,yaşadığı çevrede “cadı” diye tanınan anneannelerinin yanına bırakılan Lucas ve Claus isimli ikizlerin hayatta kalma çabaları ve büyüdükçe usul usul besledikleri naif psikopat karakterleri öyle güzel anlatılmış ki şuan tanıştığım iki kişi gibi hissediyorum .Ve evet “naif psikopatlık “tabirini kullandım çünkü kötü oldukları kadar iyilerde .onları tanıdıkça hem çok üzüldüm hem de çok kızdım. Sade ve basit cümlelerle yaratılmış müthiş güçlü bir eser. Kitapta geçen herhangi bir karakterin iyi mi kötü mü olduğunu,anlayışanlardan hangisinin yalan hangisinin doğru olduğunu anlayamadığınız duyguları ile yüzleşebileceğinize inanıyorsanız ve finalde “yok artık daha neler” demeye hazırsanız buyurunuz. Pişman olacağınızı düşünmüyorum.Bu kadar sert bir eser nasıl böyle tüy gibi hafif yazılabilir hayretler içerisindeyim . Ve yazarın diğet kitaplarını okumak için açlık hissediyorum .
Büyük Defter - Kanıt - Üçüncü YalanAgota Kristof · Yapı Kredi Yayınları · 20258,4bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅

Seda birgülen

, bir kitap okudu
Puan vermedi·50 syf.·
2025 23. kitabı
Stefan Zweig
7.8/10 · 75bin okunma
“Aklımızın içinde iri iri köklenmiş şeyler vardır. Kemikleşmiş, tutunduğu zeminle kaynaşmış şeyler. Onları yerinden sökmeyi bırak, azıcık kıpırdatmak için bile çok büyük bir olayın olması gerekir. Öyle sanırsın. Öyle sanıyordum.öyle değilmiş. Hadi canım diyeceğin küçücük bir sahne, çıplak gözle çözemediğin bir sihirbazlık oyunu gibi, zihninin koridorlarından birinde dikili koca bir binanın koca koca beton katlarını, iskambil kağıtları gibi şıkır şıkır devirir, bir üflemesiyle süpürür,kalan temel boşluğuna da izini kaybettiğin ruhunu üflermiş “Lineer düşünürsem zaman hepimizi önüne katmış ite kaka uçura savura ilerliyor ve ben seni çok özlüyorum. Döngüsel düşünürsem, biz ne bir araya geldik ne ayrıldık. Hep birdik, biriz, bir olacağız. Lakin acı bazen o kadar yoğunlaşıyor ki ben döngüsel düzeni hissedemeyecek kadar acı içinde oluyorum. Acı ömrümce yok saydığım acizimi haykırıyor. Diyor ki acizsin, insansan hem bilge hem acizsin.acı diyor ki, bilgeliğin sınırlarını zorladığını ölçüde kendi aczin kuyularına düşeceksin. Birine anlam yükledikçe diğerinin kucağına düşeceksin “Ne zaman bir şeyden, birinden, bir durumdan veya kendinden yapabileceklerinden, arızalarından, tünellerden veya sonlarındaki ışıklardan kaçman gerekiyordu, işte o zaman hayat, derin dondurucuda beklettiklerini mikrodalgaya atıp önüne servis ediyordu”