Bu kitabı okuduktan sonra şuna kesinkes emin oldum, edebiyat – filmler ve rüyalarla beraber – benim için bu dünyanın gerçeklerinden bir kaçış yoludur. O yüzdendir ki mistik realizmin en çarpıcı örneği olan “Yüzyıllık yalnızlık” benim için her zaman 1 numara olmuştur. Şimdi ona küçük bir kardeş geldi - “İskambil kağıtlarının esrarı”. Bana ‘Issız bir adaya düşsen yanına hangi üç kitabı alırsın?’ diye soracak olanlara verebileceğim ilk iki kitap artık hazır. Bakalım üçüncüyü ne zaman çıkacak karşıma kader.
Şimdiyse kitabın içeriğini spoiler yemeden Joker'den dinleyelim:
"Gümüş gemisi azgın denizde boğulur. Denizci durmadan büyüyen adaya sürüklenir. Göğüs cebinde güneşte kuruyacak kartlar saklıdır. Elli üç resim, şişe üfleme ustasının oğluna arkadaştır.
Henüz renkler solmadan elli üç cüce, yalnız denizcinin düş gücünde şekillenir. Ustanın bilincinde tuhaf figürler dans eder durur. Usta uyurken, cüceler kendi yaşamlarını sürer.
Güzel bir sabah Kral ve Prens, bilinç zindanından dışarı tırmanırlar.
Hayal ürünleri, yaratan mekandan yaratılmış mekana sıçrar. Figürler, sihirbazın ceket kolundan dökülür ve havada capcanlı buluverirler kendilerini. Hayal ürünleri güzeldir, ama biri hariç hepsi, anlama yetilerini yitirmişlerdir. Oyundakilerden sadece Joker, görünenin ardını görür.
Parıldayan içecek Jokerin duyularını köreltir. Joker parıldayan içeceği tükürüp atar. Küçük deli, yalan iksiri olmadan daha açık seçik düşünebilir. Tam elli iki yıl sonra kazazedenin torunu köye gelir.
Gerçek, kartlardadır. Gerçek şu ki, şişe üfleme ustasının oğlu, kendi düş gücünün ürünlerine deli gözüyle bakmıştır. Hayaller, hayret verici bir ayaklanma başlatır ustaya karşı. Usta yakında ölecektir; cüceler öldürmüştür onu.
Güneş Prensesi, denize giden yolu bulur. Büyülü ada kendi içinden parçalanır.