Fudayl b. İyaz(ra) şöyle der:
"Kâbe'de yanımda oturan Horasanlı biri kadar zâhid insana hiç rastlamadım. Tavaf etmek üzere kalkmıştı ki parasını çaldılar. Bunun farkında olunca ağlamaya başladı.
Kendisine, 'Paran çalındı diye mi ağlıyorsun?' dedim. O, 'Hayır, ona ağlamıyorum, yalnız kıyamet günü Allah Teâlâ'nın huzurunda kendisiyle karşılaştığımızda bana karşı verecek cevap bulamayıp perişan olacağını bildiğim için, ona acıdığımdan ağladım' diye cevap verdi."
Hevâ, Arapça lugatte; geçici arzu, düşmek, mahvolmak, değersiz gibi mânalara gelir.
...
Bu terim, nefsin şehvete ve zevke düşkünlüğünü ifade ettiği gibi, ilim sahibi olmadan sahibine emir veren nefis anlamında da kullanılmaktadır.
Eğer akıl nefsin esaretinde köle gibi kullanılıyorsa, ameller de nefsânî olur.
Nefsânî olunca da gaflet gitmez, mâsivâya olan bağlılıktan kurtulmuş olunmaz ve ibadetlerden lezzet alınmaz.