"Yalnızca geceleri insan, kimi zaman gittiği yolu tanır gibi oluyor." Rilke
Gece ile yol dikey olarak ruha inen iki kelime. Her iki kelimeyi de sonsuz ile bağlamak o kadar mümkün görünüyor ki! Sonsuz bir gece... Şeb-i yeldâ. Sonsuz bir yol... İnsanın kendisi... İki kelime muhayyel bir rahlenin iki kanadı sanki. O rahleye hangi nüshayı yerleştirip okumak gerekir? Her insan bir nüsha-i kebir. Her insan kendini okumayı bekliyor.
Yukarıda aldığım cümle bir şiir tercumesinden. Tenasüp sanatı dediklerine müthiş bir örnek. İnsan, gece, zaman, yol, tanımak... Ne kadar uyumlu kelimeler. Her bir kelime ayrı bir lügat gibi okumayı bekliyor. İnsansız bir gece, insansız bir zaman, insanız bir yol, insansız bir tanıma eylemi düşünemiyorum. İnsan tüm bu kelimelerin imkanı. Bu kelimeleri insan topluyor kendinde. Her birinde insan gizli, her birinde insan aşikar.
"Yalnızca geceleri"...Yalınlık ve yalnızlık parantezine alınmış bir gece... Zamanın en ölü kısmı belki de çoğumuz için. Birader-i mevt olan ölümle koyun koyuna yatağa girdiğimiz... kefensiz ve mezarsız bir ölümle hayatın ve gündelik olanın sınırlarını terk ettiğimiz. Gecenin ihyası bu nedenle önemli. Ölmeden önce ölmek eyleminin efsûnu gecede yatıyor. "Yalnızca geceleri"... Zamandan sirkatin sırrını ifade ediyor olsa gerek...Zamanın bizden çaldıklarını ondan geri alabilmek için geceye ihtiyacımız var. Yalnızca geceleri diyen Rilke'nin koskoca lügatten gecenin altını çizmek için neden "yalnızca" kelimesini seçtiğini düşündüm. Geceyi neden diğer zaman zarflarından kesip ayıriyordu Rilke?
İnsan, yukarıda aldığım cümlenin öznesi. Öznesiz cümleler o kadar arttı ki modern çağda! Âh, cümleler özneyi ve insanı özledi. Aynen gecenin insanı özlediği gibi. Zamanın bu metruk kısmında insan, kendi nüshasını okuyarak kendini tanıma
“Ben kendime hep şunu derim” dedi büyük teyzesine.
“Her gününü, o gün hayattaki son gününmüş gibi yaşa.”
Loretta Teyze ise: “Çok güzel” dedi ve ekledi:
“Ben de kendime hep şunu derim: Karşılaştığın her insana, o insan dünyadaki son
gününü yaşıyormuş gibi davran.”
Bir insanın kırılacağını biliyorsan bir eylem sonucunda, o eylemden vazgeçmen mi gerekir,
O eylemi o insanı kırmayacak hâle getirmen mi gerekir,
O eylemi gizlemen mi gerekir ?
İnsan için bulmak değil aramak esastır; bulmak için yola çıkan kaybolur, aramak için yola çıkan bulmaz, bulunur.
Dostluk da böyledir, çünkü denir ki, yürürken yolun sonuna odaklananla dostluk etme; çünkü kestirmeyi bulduğunda seni yüz üstü bırakır; zira dostluk, sona değil yola nispetledir.